<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Jean-Christophe Grangé Türkiye Topluluğu</title>
	<atom:link href="http://www.jcgrange-turkiye.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.jcgrange-turkiye.com</link>
	<description>Yazarın Türkçe Fan Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2012 04:02:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>ŞU KÖŞE KISTIRMA KÖŞESİ</title>
		<link>http://www.jcgrange-turkiye.com/su-kose-kistirma-kosesi.html</link>
		<comments>http://www.jcgrange-turkiye.com/su-kose-kistirma-kosesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 04:02:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Beynunet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[köşeye sıkıştırmak hafiye romanı]]></category>
		<category><![CDATA[paul auster]]></category>
		<category><![CDATA[paul auster köşeye sıkıştırmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.jcgrange-turkiye.com/?p=610</guid>
		<description><![CDATA[Gündemimiz kısıtlı veya dolaylı da olsa bazen edebiyat ağırlıklı oluyor. Mesela bir yazar kalkıp ülkeyi eleştirince, &#8216;ülke eleştirilemez, kutsaldır&#8217; mantığı devreye giriyor ve &#8216;Sen kimsin, gelmezsen gelme!&#8217; diye karşılıklar veriliyor. Tabii bu karşılıkların verilmesi son derece anlamsız ama yine de itibarımızı hayli düzelttiği aşikâr. Neyse, biz şimdi bunları bir tarafa bırakalım da Sunset Park, Ay [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="border-width: 5px; border-color: black; border-style: solid; margin: 5px;" src="http://kapak.netkitap.com/075bk/K/koseye_kistirmak_17955.jpg" alt="" width="100" height="156" /></p>
<p>Gündemimiz kısıtlı veya dolaylı da olsa bazen edebiyat ağırlıklı oluyor. Mesela bir yazar kalkıp ülkeyi eleştirince, &#8216;ülke eleştirilemez, kutsaldır&#8217; mantığı devreye giriyor ve &#8216;Sen kimsin, gelmezsen gelme!&#8217; diye karşılıklar veriliyor. Tabii bu karşılıkların verilmesi son derece anlamsız ama yine de itibarımızı hayli düzelttiği aşikâr. Neyse, biz şimdi bunları bir tarafa bırakalım da Sunset Park, Ay Sarayı gibi kitapların yazarı Paul Auster&#8217;in pek bilinmeyen bir kitabı olan Köşeye Kıstırmak&#8217;tan bahsedelim. Bu kitabın polisiye severleri özellikle ilgilendiren tarafı; hafiye romanı olması.</p>
<p><span id="more-610"></span></p>
<p>Auster&#8217;i okumayan gerçek edebiyat sevdalıların olmadığını var sayarak yazar kimdir, nedir diye teferruat vermiyoruz. Zaten son zamanlarda Auster&#8217;i hiç gereği yokken gazetelerde edebiyat harici haberlerle rastlamak mümkün. İlk yazarlık yıllarında bazı büyük ediplerin de yaptığı gibi Auster de hafiye romanı yazarak, hem para kazanmak hem de edibiyat dünyasına dolaylı da olsa bir adım atmak istemiştir. Tabii müstear isimle yayımlanan Köşeye Sıkıştırmak isimli kitabı, baştan söylemek gerekirse dört dörtlük bir hafiye kitabı değil. Ama karakterlerin derinliği kısmen de olsa Simenon benzeri bir yapıyla verilmiş ve bu da kitaba değer kazandırmış.</p>
<div class="wp-caption alignright" style="width: 128px"><img src="http://www.24kitap.com/resim/yazar/paul-auster-kitapnettrMRKPUYRWCH69827.jpg" alt="" width="118" height="120" /><p class="wp-caption-text">Paul Auster</p></div>
<p>Hikâyemiz aslında kitabın arka kapağında (bu kadar nasıl iyi özetlenir diye hayret ederek okuduğumuz) aktarılmış: Ünlü bir beysbol oyuncusu olan George Chapman, bir kaza sonucu sakat kalınca sporculuk yaşamı sona erer. Ancak, dünyaya küsmez. Politikaya atılır, senatörlüğe adaylığını koyar. Kusursuz bir kahramandır; zarif bir eşi, mutlu bir yaşamı vardır. Bir gün eski bir arkadaşının, dedektif Max Klein&#8217;ın kapısını çalar ve ölümle tehdit eddiğini söyler; kanıt olarak da, aldığı tehdit mekttibunu gösterir.Max Klein&#8217;ın işi kabul etmesinin üzerinden iki gün geçmeden Chapman&#8217;ın öldüğü haberi gelir. Sanık ise ne Max Klein&#8217;a, ne de Chapman&#8217;a yabancıdır. Max lein, araştırmalarını derinleştirdikçe,, bu öldürme olayının sandığı kadar basit olmadığını anlayacaktır.</p>
<p>Evet, Chapman tehdit aldığını Klein&#8217;a anlatınca Klein de tabii ki bunu çözmek  için kolları sıvar. Burada devreye Holmes giriyor adeta. Sitemizi takip edenler kolay kolay yerme yapmadığımızı bilirler, fakat bu kitap için biraz olağanın dışına çıkıyoruz. Çünkü Klein Holmesvari bir şekilde &#8216;adım adım&#8217; çözüme ilerlerken zihninden geçenleri adeta okurdan saklıyor. Yani, &#8216;ey okur ben düşündüm, çözdüm sen hiç zahmet etme, ne yapacaksın onları.&#8217; der gibi olaylar bir bakıyorsunuz sonuç kısmına getirilmiş ve bağlanmış. Açıkçası Holmesvari yani tümdengelim denilen yöntemle hafiye romanı yazmak oldukça zordur. Bu zorluk yazarken değil yazdıktan sonra doğar zira okuru ikna edemez iseniz hafiyeniz başarısız olmuş demektir. Bu okuru ikna edemeyen hafiye, polisi veyahut savcıyı nasıl ikna edecektir?</p>
<p>Chapman öldürülünce Klein şüpheliler üzerinde durur. Chapman&#8217;ın zamanında menajeri veya ilişki de bulunduğu kirli işler yapan şahısla Klein görüşür hatta belaya bulaşır. Kitap bu belaları def etmekle geçerken, yazar bizi tavada kızdırıp, sonuç için bekletmektedir adeta. Burada hakkı yenilmemesi gereken durum ise karakterlerin tahlilindeki başarı. Auster aslında hafiye yazarından ziyade olaya değil de tahlile dayanan kitaplar yazacağını işaret ediyor. Bilhassa baş karakterin yaşamı ve yaşadıkları zairf bir üslupla çizilip, okuru hafiye ile özdeştirdiği kesin.</p>
<p>Hülasa, Köşeye Sıkıştırmak gerek edebî gerekse hafiye severler açısından unutulmayacak bir kitap değilse de okunabilecek, edebî zevk alınacak bir kitap. Zaten sanatı sanat için değerlendirmek gerektiğinden bu kitabın da tadı alınacaktır mutlaka. Ne diyelim, bir gün Auster&#8217;in yolu ülkemize düşerse (avunmayla geçer ömr-i andelib) belki kitap hakkında daha detaylı bilgi alabiliriz kendisinden.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.jcgrange-turkiye.com%2Fsu-kose-kistirma-kosesi.html&amp;title=%C5%9EU%20K%C3%96%C5%9EE%20KISTIRMA%20K%C3%96%C5%9EES%C4%B0" id="wpa2a_2"><img src="http://www.jcgrange-turkiye.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.jcgrange-turkiye.com/su-kose-kistirma-kosesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KOLONİ FİLM OLUR MU?</title>
		<link>http://www.jcgrange-turkiye.com/koloni-film-olur-mu.html</link>
		<comments>http://www.jcgrange-turkiye.com/koloni-film-olur-mu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Feb 2012 09:25:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Beynunet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müsvedde]]></category>
		<category><![CDATA[koloni film]]></category>
		<category><![CDATA[miserere film]]></category>
		<category><![CDATA[miserere movie]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.jcgrange-turkiye.com/?p=606</guid>
		<description><![CDATA[Ünlü Fransız gazetesi Le Parisien iddiasına göre Grange&#8217;nin kitabı Koloni üzerine çalışmalar önümüzdeki mart ayı içerisinde başlayacak. &#160; İşte detaylar. &#160; Le Parisien ve TF1&#8242;in aktardığına göre Koloni ile anlaşma masada ve çok yakında yapımına başlanılacak. Tabii bu sefer Jean Reno kadroda gözükmüyor. Kulağımıza geldiğine göre görüşme yapılan kişiler arasında yabancı olmadığımız isimler mevcut. Gérard [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="border-width: 5px; border-color: black; border-style: solid; margin: 5px;" src="http://www.jcgrange-turkiye.com/wp-admin/images/kapaklar/koloni.jpeg" alt="" width="90" height="144" /></p>
<p>Ünlü Fransız gazetesi Le Parisien iddiasına göre Grange&#8217;nin kitabı Koloni üzerine çalışmalar önümüzdeki mart ayı içerisinde başlayacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İşte detaylar.</p>
<p><span id="more-606"></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Le Parisien ve TF1&#8242;in aktardığına göre Koloni ile anlaşma masada ve çok yakında yapımına başlanılacak. Tabii bu sefer Jean Reno kadroda gözükmüyor. <img src='http://www.jcgrange-turkiye.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Kulağımıza geldiğine göre görüşme yapılan kişiler arasında yabancı olmadığımız isimler mevcut. Gérard Depardieu, Joey Starr, Thierry Lhermitte ve Héléna Noguerra bunlardan bazıları. Aslında bu noktada aklımıza gelen şu; Grange diyor ki; &#8221;Sinemayı seviyorum.&#8221; bu açıkça gelen teklifleri kabul ederim demek. Peki ama Siyah Kan ve Şeytan Yemini gibi çok sevilen kitaplar dururken neden Koloni üzerinde karar kılındı, burası muğlak.</p>
<p><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.jcgrange-turkiye.com%2Fkoloni-film-olur-mu.html&amp;title=KOLON%C4%B0%20F%C4%B0LM%20OLUR%20MU%3F" id="wpa2a_4"><img src="http://www.jcgrange-turkiye.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.jcgrange-turkiye.com/koloni-film-olur-mu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>RASTLARSA BİRİNE BİRİ ÇAVDAR TARLASINDA</title>
		<link>http://www.jcgrange-turkiye.com/rastlarsa-birine-biri-cavdar-tarlasinda.html</link>
		<comments>http://www.jcgrange-turkiye.com/rastlarsa-birine-biri-cavdar-tarlasinda.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2012 11:35:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Beynunet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müsvedde]]></category>
		<category><![CDATA[çavdar tarlasında çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[salinger]]></category>
		<category><![CDATA[salinger hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[The Catcher in the Rye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.jcgrange-turkiye.com/?p=603</guid>
		<description><![CDATA[Bugün (27 Ocak) Salinger&#8217;in vefat yıldönümü. Yaşamını fiziksel olarak yitireli tam iki sene oldu. Salinger şüphesiz okuyucularda ayrı bir tat bırakmış, her ne kadar kınansa, küçümsense de edebiyatın apayrı tatlarından olmuş birisi. Şu ne kadar doğru: &#8216; &#8216;Oku. Çavdar Tarlasında Çocuklar&#8217;ı keşfet, ister ilk kez olsun, ister yirminci kez. Dokuz Öykü&#8217;yü, Franny ve Zooey&#8217;i, Yüksekltin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="border-width: 5px; border-color: black; border-style: solid; margin: 5px;" src="http://deadcaulfields.com/images/6cc.jpg" alt="" width="100" height="100" /></p>
<p>Bugün (27 Ocak) Salinger&#8217;in vefat yıldönümü. Yaşamını fiziksel olarak yitireli tam iki sene oldu. Salinger şüphesiz okuyucularda ayrı bir tat bırakmış, her ne kadar kınansa, küçümsense de edebiyatın apayrı tatlarından olmuş birisi. Şu ne kadar doğru: &#8216; &#8216;Oku. Çavdar Tarlasında Çocuklar&#8217;ı keşfet, ister ilk kez olsun, ister yirminci kez. Dokuz Öykü&#8217;yü, Franny ve Zooey&#8217;i, Yüksekltin Tavan Kirişini ve Seymour&#8217;ı oku. Salinger&#8217;in eserlini onlara derinden gömülü olan yazarın anısı için yeniden deneyimle. İnsan Salinger gitmiş olabilir -bu neden dünya daha bir boş yer- ama o, yarattığı sayfaları içerisinde her zaman yaşamaya devam edecek ve sanatı aracılığıyla bugün de yarın da, New York bulvarlarında yürüdüğü ve New Hampshire ormanlarında hezindiği kadar canlı kalacak.&#8221;</p>
<p>Salinger&#8217;e saygıyla.</p>
<p><span id="more-603"></span>Bu alıntımız Salinger hakkında hayli kapsamlı bir internet sitesi ve biyografi hazırlamış olan Kenneth Slawenski&#8217;ye ait. Ülkemizde geçtiğimiz yıl Sel Yayıncılık&#8217;tan Üzüntü, Muz Kabuğu ve Salinger adıyla yayımlandı bu kitap. Sahi bu yazar ne diye bunca kişiyi etkiledi? Çoğu vakit yaşadığı dahi bilinmeyecek derecede bir inziva hayatı sürüyordu. Ölüdğünü iki sene önce tam bugün gazetelerden öğrenince nasıl bir şaşkınlık oluştu acaba? Gerçi popüler kültürsüzlüğün her yanı örümcek ağı gibi sardığı ve ucuz yapıtların sanat diye kabul edildiği bir çağda nasıl Salinger&#8217;in ölümü okuyuculara etki edecekti. Gerçi yazar Amerikalı olmasından dolayı ABD&#8217;de kayıtsız kalınmadı, anma programları düzenlendi, düzenleniyor fakat ya vatanından dışındaki ülkelerde durum nedir? Evvela anma programnından ve edilecek -hadi Holden&#8217;in tabirini kullanalım- &#8216;hödükçe&#8217; laflardan ziyade Salinger&#8217;i ne kadar okuyor ve tanıyoruz?</p>
<p>Çavdar Tarlasında Çocuklar, sanırız 28. baskını yaptı veya yapacak. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de azımsanmayacak derecede okunuyor yani anlaşılan Salinger. Fakat sadece okumak yeterli mi? Onca şey okuyup geçiyor insan, önemli olan etki, etkinin yansıması değil midir? Yoksa sakızın içinden çıkan falı okumakla Salinger okumak aynı kefeye koyulur mu?</p>
<div class="wp-caption alignright" style="width: 154px"><img class=" " src="http://www.insankitap.com/images/urunler/resim171992-1.JPG" alt="" width="144" height="215" /><p class="wp-caption-text">Salinger hakkında detaylı biyografinin yazarı Slawenski</p></div>
<p>Bize Salinger&#8217;i tanıtan ve sevdiren şüphesiz Çavdar Tarlasında Çocuklar&#8217;ın kahramnı Holden Caulfield olmuştur. On altı yaşında, kafasına kırmızı şapka geçirip tüm safiyaneliğiyle New York&#8217;ta dolaşan bu çocuk nasıl bir etki yapar okuyucu üstünde? Holden&#8217;in gezisinden ziyade düşleriyle seviyoruz şüphesiz. Yoksa iki bara, iki otele, bir istasyona gitmekle geziyor bile denilemez aslında. Ama düşleri yok mudur, işte gerçek edebiyatın tam olarak bu olması gerektiğini gösteriyor bize Holden.</p>
<p>Bu çocuk girdiği okullarda başarılı olamamış, son girdiği yatılı okuldan da atılınca evine dönmek üzeridir. Fakat Noel tatiline daha vardır ve çarşambadan önce evine dönemez, aksi halde annesi ve babasını karşısına alacak, onları üzecektir. Holden annesini sever, tıpkı Salinger gibi. Salinger doğduğunda ona Sonny ismini &#8216;lakap&#8217; olarak takmışlardı. Yatılı okullarda geçen yaşamı, bize Holden&#8217;i hatırlatır. Zaten Çavdar&#8217;ı &#8216;otobiyografik&#8217; olarak niteleyenler Salinger ile Holden arasındaki benzerlikleri görüp, böyle bir kanıya varırlar.</p>
<p>Her neyse, Holden yola düşünce &#8216;kafasını dinlemek ve çarşambaya kadar kalmak için&#8217; bir otele yerleşir. Burada başından şimdi kısaca söyleyip, bozmak istemediğimiz olaylar, düşünceler geçer. Biz burada kitabın özetini geçmeyeceğiz, Salinger&#8217;i anıyoruz, o cenahta duralım. Holden söylediğimiz basit gözüken olay örgüsüne rağmen, okuyucuda en büyük tesirini, otuz yaşlarında yazan bir yazarın on altı yaşlarına geri dönmesiyle tam özdeş kurduğu için sevilir. Bir nevi o anlaşılmadan geçip, giden çocukluğun kısacık ağıtıdır Holden&#8217;in gözünden gördüklerimiz. Her kış parktaki ördekler nereye gitmektedir? Aslında bu soruyu kitap boyunca soran Holden, ördekleri bir nevi yaşama benzetir. Yaşam tıpkı parktaki ördekler gibi ne yapıyordur? Yani parkta duran ördekler, kışın nereye giderler, ölüm insanları bu parktan alıp, götürür&#8230; sorular ve cevaplar.</p>
<p>Robert Burns&#8217;ün (nedense ülkemizde şiirleri çevrilip, yayımlanmaya gerek görülmemiş) bir şiirinden yola çıkarak Holden şöyle der; &#8216;Ben ne olmak isterdim? Çavdar tarlasında koşan çocukları yakalayan birisi olmak isterdim.&#8221; Bu her fırsatta insanın maddiliğe itildiği, maddi bir şeye sahip olmadan adam yerine koyulmadığı dünyaya ne kadar şiirsel bir karşı koyuştur. İşte tam bu noktada birden Holden bizim içimizde yer ediverir, gözümüzün önüne Van Gogh&#8217;un o kargaların uçuştuğu tarlayı getirir, bizleri insan olduğumuzu hissettirir.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" style="margin-top: 4px; margin-bottom: 4px; border-width: 4px; border-color: black; border-style: solid;" src="http://th09.deviantart.net/fs71/PRE/f/2010/236/2/6/the_catcher_in_the_rye__by_KatherineZe.jpg" alt="" width="460" height="307" /></p>
<p>Bunlarla sınırlı değildir Salinger, onun Dokuz Öyküsü, Seymour&#8217;u, Zooey&#8217;i roman tadında öykülerden oluşup, aslında hep öykücü kalmak istediğini gösterir Salinger&#8217;in de. Holden&#8217;in izdüşümü her yapıtında öyle veya şöyle bir kimlikle karşımıza muhakkak çıkar. Salinger Holden&#8217;i Çavdar&#8217;dan önce yaratmıştır zaten. II. Dünya Savaşı&#8217;nda cephedeyken (D-Day&#8217;a katılmıştır) dahi Holden üzerinde çalışmış, dergilere öykülerini göndermiştir.</p>
<p>Biraz özel yaşamında da durmak gerekli. Salinger otuzlu yaşına geldiğinde ünlenmiş bulunuyordu. Öyküleri dergilerde yayımlanmış, Çavdar ile zirveye ulaşmıştı. Holden&#8217;in &#8216;gözden uzak bir yaşam sürme&#8217; isteği Salinger&#8217;e hakim olmuş ve Salinger bir nevi inziva hayatı için toplumdan soyutlanmıştır. Aslında hayatı anlamak için cemiyetten uzak durmak gerektiğini çok iyi bilmektedir Salinger. Bu yaşadıklarından sonra &#8216;dinlence&#8217; olarak da görülebilir. Mesela savaş sırasında şüphesiz çok kötü görüntüler görmüştür. Aynı şekilde &#8216;delice aşık olduğunu&#8217; söylediğini kadının Charlie Chaplin (Şarlo) ile evlenip, sekiz çocuğunun da olması Salinger&#8217;i elbette etkilemiştir. İşte bu sebepler, bu büyük yazarı hayatın çılgınlığından uzaklaştırıp, mütevazi yaşamına yöneltti. Bu gibi ayrıntılar adını ettiğimiz biyografiden okunabilir.</p>
<p>John Lennon&#8217;un katilinin cebinden Çavdar Tarlasında Çocuklar&#8217;ın çıkması, Salinger&#8217;in kitaplaşmamış öykülerinin yayınını bekleyen meraklıları, Polonya&#8217;da çavdarlar arasında dikilen heykeli&#8230; Salinger fark etmesek de pek çok şeye karıştı. Ruhumuzda ve beynimizde boş duylara ampul takması onun her zaman saygı ve sevgiyle anılmasını gerektirir. Salinger&#8217;i her şeyden çok okumalıyız, sanatın, edebiyatın tadına varmaktan ziyade benliğimizde oluşturacak &#8216;ben insanım&#8217; hissi için okumalıyız. Neyse, daha fazla uzatmayalım. Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra.</p>
<p><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.jcgrange-turkiye.com%2Frastlarsa-birine-biri-cavdar-tarlasinda.html&amp;title=RASTLARSA%20B%C4%B0R%C4%B0NE%20B%C4%B0R%C4%B0%20%C3%87AVDAR%20TARLASINDA" id="wpa2a_6"><img src="http://www.jcgrange-turkiye.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.jcgrange-turkiye.com/rastlarsa-birine-biri-cavdar-tarlasinda.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DON KİŞOT NEDİR?</title>
		<link>http://www.jcgrange-turkiye.com/don-kisot-nedir.html</link>
		<comments>http://www.jcgrange-turkiye.com/don-kisot-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2012 09:14:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Beynunet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müsvedde]]></category>
		<category><![CDATA[don kişot kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[don kişot tartışması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.jcgrange-turkiye.com/?p=598</guid>
		<description><![CDATA[Siyasilerimizden pek rastlayamadığımız bir manzarayla karşı karşıyayız. Don Kişot tartışması iktidar ve ana muhalafet partisi liderlerince &#8216;Don Kişot nedir, ne değildir?&#8217; diye sürüyor. Biz de daha önce yayınladığımız Ömer Seyfettin&#8217;in kaleminden Don Kişot isimli yazıyı tekrar yayınlamayı uygun gördük. Büyük ölçüde Don Kişot&#8217;un kim olduğu anlaşılacaktır sanırız. Şüphesiz ki Don Kişot gibi ünlü bir roman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="border-width: 4px; border-color: black; border-style: solid; margin: 4px;" src="http://fc07.deviantart.net/fs20/f/2007/256/8/f/Don_Quijote_by_sak3.jpg" alt="" width="162" height="162" /></p>
<p>Siyasilerimizden pek rastlayamadığımız bir manzarayla karşı karşıyayız. Don Kişot tartışması iktidar ve ana muhalafet partisi liderlerince &#8216;Don Kişot nedir, ne değildir?&#8217; diye sürüyor. Biz de daha önce yayınladığımız Ömer Seyfettin&#8217;in kaleminden Don Kişot isimli yazıyı tekrar yayınlamayı uygun gördük. Büyük ölçüde Don Kişot&#8217;un kim olduğu anlaşılacaktır sanırız.</p>
<p>Şüphesiz ki Don Kişot gibi ünlü bir roman karakteri göstermek oldukça zordur. Edebiyat ile alakadar olanlar için belki bu zor olmasa da, edebiyatı tanımayanlar için karakter isimleri söylemek büyük bir sorun teşkil eder. Fakat bu tür kişiler için bile Don Kişot bir anlam ifade eder. Kitabı okunsun okunmasın, Cervantes bilinsin bilinmesin, Don Kişot hep biline gelmiştir. Öyle ki, hayal peşinde koşanlara, müşkülpesent davrananlara hep Don Kişot bir tariz babında söylenmiştir. Ve daha nicesi tabii… Bu hâlde, Don Kişot neden bu kadar önemlidir? İlk modern roman örneklerinden olduğu için mi? Hayır, zira ‘ilk’ olduğunu bilmeyen kişiler bile Don Kişot tabirini kullanıyorlar. O hâlde bir edebiyat meselesi değildir Don Kişot, sayfalara sığamayacak bir ‘şeyler’ vardır onda.<br />
<span id="more-598"></span><br />
Geçenlerde bir mecliste otururken muhaabbet Don Kişot’a geldi. Öyle bir andı ki, Don Kişot’tan uzun uzadıya bahsedildi. Gülündü, eğenildi. Fakat bu esnada bir soru bezme sessizlik getirdi. Bu soru şuydu; Don Kişot’u ölümsüz kılan ve bizlere sevdiren nedir? Hep D. Kişot’tan bahsetekte bu soruya tam bir cevap veremedik. Sahi neydi Don Kişot’u sevmemizi sağlayan? Onun hayallerinin peşinden koşması mı yoksa gülümseten bohemlikleri mi? Herkes kendince fikir söyledi ama tatmin edecek cevaplar verilmedi. İşte bu olayı takip eden günlerde Bilgi Yayınlarından yayınlanmış olan Ömer Seyfettin: Sanat ve Edebiyat Yazıları isimli kitabı okurken, gözümüze bir makale çarptı. Ömer Seyfettin, Don Kişot’u anlatıyordu. Yazıyı okuduktan sonra Don Kişot’u neden sevdiğimize bir cevap bulabildik ve o ölümsüz karakteri anlayarak sevmek daha da yerinde oldu.</p>
<p>İşte buna müteakip sizlerinde makaleden faydalanabilmeniz için aynen aktarıyoruz. Kitap ikinci basımını 1998′de yapmış ve son baskısı olmuş -sanırız zira diğer baskısına rastlamadık.- Özellikle giriş kısmı Seyfettin’in görüşünü anlamak için ideal.</p>
<p>Büyük edibimiz ve vukuat adamımız Ö. Seyfettin’in kaleminden Don Kişot;</p>
<p>Büyük şaheserlerin hâlâ lisanımıza geçirilmemesi edebiyatımız için pek acıklı bir noksandır. Altı sene evvel Darüşşafaka Kütüphanesi tarafından Don Kişot’un neşredildiğini görünce ne kadar sevinmiştim. Yazık ki bu ki kitabın ikinci cildi satılmamıştı. Tab2ı nefisti. Fiyatı cildine, kâğıdın güzelliğine nispeten pek ehvendi. Fakat isimlerini saklayan mütercimler en adi, en bayağı, en köhne bir ”kitap lisanı” kullanmışlardı.</p>
<p>Vakıa bu lisan pek muğlak değildi, fakat hayideydi. Eserin canlılığıyla taban tabana zıttı. Zannederim bu tatsız lisan için Don Kişot tercümesi rağbet görmedi. Vakıa her eser, tercümesinde aslının güzelliğini kaybeder. Bu bir gerçektir. Lakin her lisanın bir canlılığı, bir tabiiliği vardır. Bu tabiiliği bozmamaya çalışsak aslın en esaslı güzelliklerini kaybetmeyebiliriz. Kitap lisanı dediğim Arapça, Acemce kaideleriyle yapılmış ‘basmakalıp terkiplerle’ dolu suni bir ifadedir. Bu ifadeyi kullanan hiçbir sözü tabii söyleyemez. Mutlaka zihninde bir klişe bulur. Onunla fikrini eda etmeye çalışır. Kitap lisanı kulananlar ”çalıştı, satın aldı” diyemez; sa’y etti, iştira etti derler. İşte bu hal canlı lisanı edebiyattan kovan bir vebadır. Hiç olmazsa doğduğu memleketlerin, doğduğu asırların hudutlarını aşarak bize kadar gelmiş olan büyük şaheserleri tercümeye kalkanlar bu vebadan kendilerini kurtarmalı. Ölmez şaheserleri öldürmemeli…</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://fc07.deviantart.net/fs40/i/2009/034/5/4/Don_Quijote_by_Sweet_Grape_Muffin.jpg" alt="" width="360" height="162" /></p>
<p style="text-align: left;">Cervantes üç yüz sene evvel yaşamış bir İspanyol muharriridir. Birçok komediler yazmıştır. Yalnız Don Kişot’u ebedi kalmıştır. Üç yüz sene evvelki bir ”enmuzeç” bugün muhakeme olunabilir mi? Üç yüz senede ‘hayatı idrak tarzı’ nekadar değişmiştir! Derğil mi? Fakat ruhumuzun bazı halleri vardır ki, asırlardan beri aynı mahiyette durur. Eğer Don Kişot’un zihniyetinden, hayatı idrak tarzından bugün bir iz bulunmasaydı bu şaheserin yaşamasına imkân yoktu. Cervantes’in tezi meydandadır. Şövalye romanarını tehzil etmek… Fakat hayalinde oluşturduğu kahraman belki onun arzusunun hilafına olarak canlanıyor. Gerçeğin elemli bir çehresi gibi yaşıyor. Birinci ciltte garip, kaçık ve saf gördüğümüz Don Kişot ikinci ciltte nasihatçı, âkil, oldukça muvazeneli bir adam oluyor. Kitabı bitirdikten sonra kahramanı düşünmeye başlarsak onun halis bir idealist olduğunda şüphemiz kalmıyor. Müphem bir hüzün duyuyoruz. Hayalle gerçeğin çarpışmasından çıkan gülünç gürültü bir müddet bizi eğlendiriyor. Don Kişot’un harekatına bakarken ruhunu görmüyoruz. Sanço’yu bile anlayamıyoruz. Evvel zamanın şakrak farsları gözümüzü boyuyor. Don Kişot’un birsamlarına tıpkı hancılar, köylüler gibi gülüyoruz. Şimdi Cervantes’in dehasıyla soğukluğnu giderdiği mübalağalardan bir an uzaklaşalım. Bu şövalyeciği muhitinin hissizliğinden dışarıya çıkaralım. Ahlaki vaziyetini: Şahsiyetini, emelini, aşkını tayine çalışalım. Enmuzeçlerin ruhuna hulul etmek için onları etraflarını saran varanlar, hadieselerden, zihniyetlerden muvakkaten ayırmalı. Rivayete bakılırsa Cervantes bu eserlerini Cezayir zindanlarında yazmıştır. Yaralanarak sakat kalan, kurtulup vatanına dönmek ümidi pek zayıf olan bir adamın ruhundaki hal nedir? Yeis… Kırılan, sönen bir hayalle kahramanlığa, şövalyeliğe, fedakârlığa karşı itimatsızlık… İşte Cervantes hakiki bir kahramanken, hakiki bir fedkârken hiç şüphesiz o şövalye romanlarını da noktası noktasına vecdle okumuşken bu ruhi hakletin altında harsını aldığını şeylere hucüm ediyor. Kahramanlık, diğergamlık mefkuresini veren şövalye romanlarının insanı delirttiğini, gülünç bir vaziyete soktuğunu anlatmak istiyor. Hiçbiri hicivci tezi için kahramanına Cervantes kadar itisaf etmemiştir. Zavallı şövalye birinci ciltte her gün rastgeldiğinden dayak yer. Halkın onu deli yerine koyarak eğlenmeleri, şakaları o kadar kaba o kadar insafsızcasınadır ki, gülerken aynı zamanda acır, hiddetlenir gibi olursunuz. O, Cervanes’e inat, o kadar yüksektir ki… Yerdeki gerçeği görmez, belki görmeye tenezzül etmez.</p>
<p>Don Kişot’ta her şeyden evvel ‘iman’ vardır. Ezeli bir şeye, kendi ferdiyetinin haricinde ulvi bir hakikate inanır. İdeal aşkını duymuştur. Bu ideale erişmek için her şeyi hatta canını bile feda etmeye hazırdır. Zaten hayat onca ideal için yaşamaktır. İdeali ”dünyada hakikatle adalaeti muzaffer etmektir.” Don Kişot bu ideali nerede buldu? ”Şövalye romanlarından, hurafelerden mi?” diyeceksiniz. Ne olursa olsun. Bunu aramayınız. Onun ahlaki düşüncesine bakınız. Don Kişot kendi ferdiyetine, şahsına hiç ehemmiyet vermiyor, ideali içinde fena bulmuştur. Yaşı elliye yakın… Zayıf, kemikli, uzun boylu… Şövalyelik kitaplarını vecd ile okuyor. Nihayet bu kitaplardan bir kütüphane vücuda getiriyor. Bunun için yegane serveti olan tarlaların yarınsndan ziyadesini satıyor, kitaplarını onu zapt ediyor. Fasılasız okumaktan, uyumaktan dimağı kuruyor. Aklını oynayıtor. Görüyoruz ki D. Kişot hasta… Ama ideali ruhunda sapağsalma duruyor: ”Kendisi için değil, başkaları, kardeşleri için çalışmak, fenalığı dünya yüzünden kaldırmak, insana düşman kuvvetlerle, devlerle, sihirbazlarla dövüşmek! Ruhunda hodgâmlığın gölgesi bile yok. Lakin cahil, yüksek tahsil görmemiş ama asilzade itikadı, imanı var. Bütün kişiliği ihlastan, fedakârlıktan ibaret. Onun için son derece cesur! Hiç düşünmez, tek başına yüzlerce kişiye birden hücum eder. Gözünü ateşten sakınmaz, korku bilmez. (…) Fakirdir, acizdir ve ihtiyarcadır. Bununla beraber bütün dünyanın zulüm görenlerini kurtaracak bir kuvveti kendinde bulur. Keninden hiç şüphesi yoktur. Öteye beriye hucümlarında neticeyi, faydayı, teferruatı düşünmez. Çünkü maksadının esası fedakârlıktır.</p>
<p><img class="alignleft" style="border-width: 5px; border-color: black; border-style: solid; margin: 5px;" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/0/05/Don_Quixote_5.jpg/200px-Don_Quixote_5.jpg" alt="" width="120" height="154" /></p>
<p>Don Kişot’un sevgilisi de tamamıyla bir hayaldir. Fakat kuvvetli imanı sayesinde onun varlığından bir lahza şüphe etmez. Gençliğinde sevdiği kızın vukuu bulmuş halidir Dulcinee Toboso. Şövalye olacak tabii sevgiliye de ihtiyaç duyar. Buradan yola çıkarak ona isim uydurur. Artık hep onun güzelliği, şanı, şerefi için yaşıyor. Mektubunu götüren Sanço’nun sevgilisine dair verdiği hakiki tafsilatı reddediyor. İnancı o kadar kuvvetli ki, kendi dediğinden hariç başka şeyi kabul etmiyor. Hakiki aşkla seviyor, ki gerçeği ortaya çıkınca onu sihirbazların bu hâle düşürdüğüne kanaat getiriyor.</p>
<p>Don Kişot’un ölümü pek hüzünlüdür. Cervantes burada insafsız şaklara yer vermez. Lakin bir uşak yine rahat durmaz. Zavallıya son nefesinde teselli vermek ister. ”Yakında yine yeni maceralar peşinde dolaşacaklarını” söyler. Fakat Kişot inanmaz, herkesten af diler, asıl ismini söyler. Bu eseri okutan da budur; Cervantes’in şakaları, abartmaları değil Don Kişot’un ruhu! Vecd hâlinde olup, herkesin gördüğü dünyadan hariç bir hayal aleminde yaşar. Ulvi fikrin takipçisidir. Etrafındaki münasebetsizliklere yabancıdır. Düşledikeri ise hayata uymaz. Eski, cansız bir mazide yaşamaya kalkarsa komik duruma düşer. Barut devrinde kılıcın sözü edilemezdir zira. O bunu düşünmüyor. Her adımında masalı tarih zannedenlerin idealine, gerçeğin üstüne düşemeyenlerin hüsranına düşüyor.</p>
<p>Bununla beraber maddiyatı gerçeğin altında ezilirken ulvi ruhunun daima yüksekte kaldığını görüyoruz. Onu çok seviyoruz, güldükten sonra, hakkında merhamet, hürmet duyuyoruz. Geçen neşemizin izi derin bir hüzün oluyor.</p>
<p>Yeni Mecmua dergisi -28 Mart 1918</p>
<p>Evet, Ömer Seyfettin’in söyledikleri bunlar, okunduğunda da anklaşılıyor ki, Kişot’u sevme nedenimiz; Poe’nun da söylediği gibi; ”Düşlerin tek gerçeklik olduğuna inanmak…”</p>
<p><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.jcgrange-turkiye.com%2Fdon-kisot-nedir.html&amp;title=DON%20K%C4%B0%C5%9EOT%20NED%C4%B0R%3F" id="wpa2a_8"><img src="http://www.jcgrange-turkiye.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.jcgrange-turkiye.com/don-kisot-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cemal SÜREYA&#8217;YI ANARKEN</title>
		<link>http://www.jcgrange-turkiye.com/cemal-sureyayi-anarken.html</link>
		<comments>http://www.jcgrange-turkiye.com/cemal-sureyayi-anarken.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Jan 2012 14:46:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Beynunet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müsvedde]]></category>
		<category><![CDATA[cemal süreya]]></category>
		<category><![CDATA[cemal süreya anma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.jcgrange-turkiye.com/?p=592</guid>
		<description><![CDATA[Gündemimiz çok dolu olduğundan mıdır nedir çok değil yirmi senenin edipleri dahi artık sadece geçiştiriliyor, gazetelerde ufacık bir satırla &#8216;anılan&#8217; ediplerimize gösterdiğimiz vefa onları eminiz çok mesut ettiriyordur. Cemal Süreya&#8217;nın geçtiğimiz günlerde ölüm yıldönümüydü. Bu büyük şairi birazcık olsun analım, mezarında gülümsetelim istedik. &#160; &#8221;İnsanlar birbirini sevmeyecekse,  bu binaları, yolları, parkları niye yapmışlar?&#8221; derken Sait [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="border-width: 3px; border-color: black; border-style: solid; margin: 3px;" src="http://www.taraf.com.tr/fotoraflar/makaleler/101-no-lu-totem-cemal-sureya_5293_orijinal.jpg" alt="" width="126" height="117" /></p>
<p>Gündemimiz çok dolu olduğundan mıdır nedir çok değil yirmi senenin edipleri dahi artık sadece geçiştiriliyor, gazetelerde ufacık bir satırla &#8216;anılan&#8217; ediplerimize gösterdiğimiz vefa onları eminiz çok mesut ettiriyordur.</p>
<p>Cemal Süreya&#8217;nın geçtiğimiz günlerde ölüm yıldönümüydü. Bu büyük şairi birazcık olsun analım, mezarında gülümsetelim istedik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span id="more-592"></span></p>
<p>&#8221;İnsanlar birbirini sevmeyecekse,  bu binaları, yolları, parkları niye yapmışlar?&#8221; derken Sait Faik ne çok şey anlatıyordu aslında. Her geçen günün sevgisizliğin, bencilliğin arttığı, ilişkilerin çıkara dayandığı bir yapının meydana geldiği yaşamda bizlere sevgi veren, her şeye rağmen ruhumuzun olduğunu bizlere hisseteren kişiler vardır ki bunlara sanatçı diyoruz. Süreya&#8217;da onlardan birisi. Gerçi diğer ediplere göre şanslıdır; yine ellerde kitaplarını görebiliyoruz.</p>
<p>Fakat Cemal Süreya&#8217;yı anmak nasıl olur? Evvela anma&#8217;ları hiç beceremediğimizi söyleyelim. Zaten Süreya gibi ediplerin de öyle beylik laflara ihtiyaçları yoktur. Kitapları alınır ele ve sayfa daha çevrilir çevrilmez ellerinizi, gözlerinizi, kalbinizi büyütür&#8230; artık o sizin bir eşiniz, dostunuz olmuştur.</p>
<p>Cemal Süreya&#8217;nın şüphesiz bu şekilde etkilemesi, onun düş gücünden ve tam bir âşık olmasından kaynaklanıyor. Ömrünü aşkla, sevmekle geçirmiş bir şairdi. Öyle âşıktı ki başkalarına da sevmeyi öğretti; asılan montların cebine şiirler yazıp gizlice koymayı Süreya öğretmiştir, çarşambaları okunmayacak sitemkâr mektupları Süreya yazdırmıştır, istasyonun nerede olduğunu gösteren de Süreya olmuştur.</p>
<p>Gülün tam ortasında ağlıyorum<br />
Her akşam sokak ortasında öldükçe<br />
Önümü arkamı bilmiyorum<br />
Azaldığını duyup duyup karanlıkta<br />
Beni ayakta tutan gözlerinin</p>
<p>Şimdi bunu okuyan hangi kişi duygulanmaz, düşlerin mavi ve pembe harelerini görmez? Etrafını neon gibi yanıp sönen ışıklar sarmaz, kalabakların ortasında tek başına ayakta dikilirken kendini bulmaz?</p>
<p>Ne kadar âşık olsa, etrafında dostlar gözükse de hep yalnız yaşadı Süreya ve kötü olaylar neticesinde vefat etti. Bizim bugün her şeyden çok Süreya&#8217;nın şiirlerini okumaya ihtiyacımız var. Gerçi bir koçun şu kadar saatte kaç tane koyunu hamile bıraktığını yahut mankenlerin değiştirdikleri sevgilileri haber sitelerinde en çok okunanlara çıkardıkça, Süreya&#8217;nın kimsesizler mezarlığında yattığını söylemeye gerek var mı?</p>
<p><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.jcgrange-turkiye.com%2Fcemal-sureyayi-anarken.html&amp;title=Cemal%20S%C3%9CREYA%26%238217%3BYI%20ANARKEN" id="wpa2a_10"><img src="http://www.jcgrange-turkiye.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.jcgrange-turkiye.com/cemal-sureyayi-anarken.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Leyleklerin Uçuşu Özel</title>
		<link>http://www.jcgrange-turkiye.com/leyleklerin-ucusu-ozel.html</link>
		<comments>http://www.jcgrange-turkiye.com/leyleklerin-ucusu-ozel.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Jan 2012 20:02:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Beynunet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[flight of the storks]]></category>
		<category><![CDATA[flight of the storks dizisi]]></category>
		<category><![CDATA[flight of the storks grange]]></category>
		<category><![CDATA[leyleklerin uçuşu dizi]]></category>
		<category><![CDATA[leyleklerin uçuşu dizisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.jcgrange-turkiye.com/?p=580</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazımızda daha önce duyurduğumuz Leyleklerin Uçuşu dizisinin yönetmeni Jan Kounen ile yapılan kısa söyleşiye yer veriyoruz. Tabii bu kadarla yetinmeyip takipçilerimize diziyle ilgili olarak -ilk defa- yeni görüntüler sunuyoruz. Kuzeydekiler montlarına bürünmüşken biz Güney Afrika&#8217;da t-shirtlerimiz ile söyleşimize başlıyoruz. Doberman, Coco Chanel ve Blueberry gibi yapımlardan tanıdığımız Jan Kounen ne arıyor peki G. Afrika&#8217;da? [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazımızda daha önce duyurduğumuz Leyleklerin Uçuşu dizisinin yönetmeni Jan Kounen ile yapılan kısa söyleşiye yer veriyoruz. Tabii bu kadarla yetinmeyip takipçilerimize diziyle ilgili olarak -ilk defa- yeni görüntüler sunuyoruz.</p>
<p><span id="more-580"></span></p>
<p>Kuzeydekiler montlarına bürünmüşken biz Güney Afrika&#8217;da t-shirtlerimiz ile söyleşimize başlıyoruz. Doberman, Coco Chanel ve Blueberry gibi yapımlardan tanıdığımız Jan Kounen ne arıyor peki G. Afrika&#8217;da? Hemen söyleyeyim ünlü Fransız yazar Jean-Christophe Grange&#8217;nin çok satan kitabından uyarlanan bir dizinin yapımı için burada. Leyleklerin Uçuşu çok okundu, çok sevildi. Şimdi ise mini bir dizi halinde ekrana taşınıyor. Dizi için ne çok şey yapıldı, yönetmeni anlatıyor:</p>
<p>&#8221;Cape Town&#8217;un yaklaşık 200 km uzağına bir plato kuruldu ve dizi burada çekildi. 120 kişilik bir ekip adeta arı gibi çalıştık. Aslında bu diziyi çekmek bana oldukça zevk verdi. Grange&#8217;nin kötülüğü insanın içinde araması aslında kendi içimizde de bir yolculuğa çıkmamızı sağlıyor. Max Böhm&#8217;ün peşinden ta Afrika&#8217;ya kadar gider Louis. Burada öyle şeyler keşfeder ki, cinayetler, çeteler vesaire&#8230; biz onunla beraber tüm maceranın içinde buluruz kendimizi. Tabi tam olarak kitabın bir yansıması olmadı dizi. Malum ekranın kendi büyüsü var ve kitapla ekran çok farklı şeyler, dolayısıyla bir kendi büyümüzü -Grange&#8217;nin gözetiminde- kattık.&#8221;</p>
<p>Sıcak zaten bunaltırken ben de daha fazla bunaltmayayım deyip, Kounen ile vedalaşıyoruz. Leyleklerin Uçuşu bu yaz ekranda 90&#215;2 veya 45&#215;4 şeklinde gösterilecek. Kadro ise şöyle:</p>
<p>Harry Treadaway (Lone Ranger, Fish Tank, Control, City of Ember)<br />
Rutger Hauer (Batman Begins, Sin City,Blade Runner, The Hitcher)<br />
Perdita Weeks (Titanic series, The Promise, The Tudors)<br />
Clemens Schick (Largo Winch 2)</p>
<p>Röp.-Cape Town BBC muhabiri Valerie Sasportas.</p>
<p>Ve şimdi gelelim asıl sürprize. Diziyle ilgili ilk görüntüyü birkaç ay önce yayınlamıştık. Şimdi diğerleri diyoruz.</p>
<p>(Üstüne tıklayarak büyük boy görebilirsiniz.)<br />
<a href="http://s1.directupload.net/images/120106/v2gtwsnz.jpg" target="_blank"><img title="Tam boy için tıklayınız" src="http://s1.directupload.net/images/120106/temp/wm4jsvto.jpg" alt="" border="1" /></a><a href="http://s14.directupload.net/images/120106/p4li9h6m.jpg" target="_blank"><img title="Tam boy için tıklayınız" src="http://s14.directupload.net/images/120106/temp/p4li9h6m.jpg" alt="" border="1" /></a><a href="http://s7.directupload.net/images/120106/6n8ca7vs.jpg" target="_blank"><img title="Tam boy için tıklayınız" src="http://s7.directupload.net/images/120106/temp/6n8ca7vs.jpg" alt="" border="1" /></a><a href="http://s1.directupload.net/images/120106/oe4cfwbk.jpg" target="_blank"><img title="Tam boy için tıklayınız" src="http://s1.directupload.net/images/120106/temp/oe4cfwbk.jpg" alt="" border="1" /></a><a href="http://s7.directupload.net/images/120106/wl5cbvjk.jpg" target="_blank"><img title="Tam boy için tıklayınız" src="http://s7.directupload.net/images/120106/temp/wl5cbvjk.jpg" alt="" border="1" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.jcgrange-turkiye.com%2Fleyleklerin-ucusu-ozel.html&amp;title=Leyleklerin%20U%C3%A7u%C5%9Fu%20%C3%96zel" id="wpa2a_12"><img src="http://www.jcgrange-turkiye.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.jcgrange-turkiye.com/leyleklerin-ucusu-ozel.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BİR YAZIT HİKÂYESİ</title>
		<link>http://www.jcgrange-turkiye.com/bir-yazit-hikayesi.html</link>
		<comments>http://www.jcgrange-turkiye.com/bir-yazit-hikayesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Jan 2012 09:35:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Beynunet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müsvedde]]></category>
		<category><![CDATA[köktürk yazıtları okunuşu]]></category>
		<category><![CDATA[orhun yazıtları bulunuşu]]></category>
		<category><![CDATA[orhun yazıtları okunuşu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.jcgrange-turkiye.com/?p=575</guid>
		<description><![CDATA[Bazen düşünmeden söylenenler çok tuhaf yerlere varabiliyor. Aslında tuhaftan ziyade komik oluyor. Geçenlerde bir tanıdığımız &#8216;Efendim, Türk&#8217;ün gücünü gösteren en büyük yazıt Orhon Yazıtları&#8217;dır. Var mıdır dünyada başka bir eşi?&#8217; şeklinde konuşuyordu. Eşi benzeri yok, sözünden ziyade üstünde durulması gereken bir konu vardı ve bize aslında nere(ler)de yanlış yaptığımızı gösterdi. Bu yazımızı okuyunca yanlışı sizde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="border-width: 3px; border-color: black; border-style: solid; margin: 3px;" src="http://s7.directupload.net/images/120107/k9nt6zbn.jpg" alt="" width="96" height="136" /></p>
<p>Bazen düşünmeden söylenenler çok tuhaf yerlere varabiliyor. Aslında tuhaftan ziyade komik oluyor. Geçenlerde bir tanıdığımız &#8216;Efendim, Türk&#8217;ün gücünü gösteren en büyük yazıt Orhon Yazıtları&#8217;dır. Var mıdır dünyada başka bir eşi?&#8217; şeklinde konuşuyordu. Eşi benzeri yok, sözünden ziyade üstünde durulması gereken bir konu vardı ve bize aslında nere(ler)de yanlış yaptığımızı gösterdi. Bu yazımızı okuyunca yanlışı sizde göreceksiniz. İşte bir yazıt hikâyesi&#8230;</p>
<p><span id="more-575"></span></p>
<p>Evvela okullarda veya hamaset için karşımıza çıkan bu yazıtlar neyin nesidir, onun üstünde duralım. Gerçi bilmeyenimiz yoktur şu tarihte Danimarkalı alim Thomsen&#8217;in okuduğu anıtlardır, Kül Tigin, Bilge Kagan ve Ton Yukuk yazıtlarıdır, şu kişi tarafından yazılmıştır, dikilirken şöyle yapmışlardır ilh&#8230; Asıl önemli olanın bu değil de biraz sonra dilimiz döndüğünce yazacaklarımız olacağını yazı bittikten sonra düşünmenizi rica ediyoruz.</p>
<p>Bu anıtlar en başta söyleyelim oldukça geniş bir coğrafyaya yayılırlar ve on tanedirler. İlki Çoyr, sonuncusu Handigay&#8217;dır. Bizim Orhun Abideleri (Köktürk Yazıtları) olarak bahsettiğimiz üç yazıt Bayın Çokto, Birinci Orhon ve İkinci Orhun yazıtlarıdır. Bu yazıtlarından 13. asır tarihçisi Cüveyni ilk olarak bahsediyor. Daha sonra Arap tarihçi İbn-i Arabşah oldukça da dikkat çekecek bir şekilde bu yazıtlardan tarihinde bahseder ve iyi bir gözle okunacak olsa merak cezbedebilirdi.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" style="margin-top: 3px; margin-bottom: 3px; border-width: 3px; border-color: black; border-style: solid;" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/9/90/Tonyukuk_Inscription.png/750px-Tonyukuk_Inscription.png" alt="" width="600" height="100" /></p>
<p>Batı da ise 1675 yılında Romen Milescu bu yazıtlardan ilk defa bahsediyor. Rus elçisi olarak Çine&#8217;e giderken görmüştür. 1721 yılında, Ruslara esir düşmüş olan Messerschimidt ve Tabbert Güney Sibirya&#8217;da araştırmalar yapmaktadırlar. Köylülerin yardımı ile Yenisey yazıtlarından birkçaını keşfederler. (Üçüncü Uybat, Yenisey-Tes) 1722&#8242;de Tabbert, İsveç&#8217;e döner ve 1730 yılında bu taşlarla ilgili meşhur kitabını neşreder. Bu geniş bir yankı uyandırır. Dikkati yazıtlara yönlendirir ve artık Batı pek çok sefer düzenleyecektir Orhon bölgesine.</p>
<p>1888 yılında Fin Arkeoloji Derneği grup halinde bölgeye gider ve pek çok yazıt keşfeder. Bunları daha sonra dönünce, otuz iki yazıtı da dahil edip yayımlalarlar. Böyle olunca bu yazıtı çözmek için ilimadamlarının adeta iştahı açılır. 1889&#8242;da ise Yadrintsev, Köl Tügün ve Bilge Kagan abidelerini bulur. Bu haber tekrar Batı&#8217;yı harekete geçirir ve yeni seferler düzenlenir. Kök Türk ve Bilge Kagan yazıtlarının hacimli ve bir taraflarında Çince yazılar olması bu taşlara ilgiyi yöneltir hemen. Çince olan kısım tercüme ettirilip, Köktürklerin yazdığı anlaşılır. Ünlü Türkolog Radloff bu taşları çözmeye yoğunlaşmıştır. Aynı şekilde yüne ünlü dil alimi Thomsen de bu konuya eğilir. Yarış başlamıştır artık; ilk kim okuyacaktır?</p>
<div class="wp-caption alignleft" style="width: 115px"><img class=" " src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/1/1f/Vilhelm-Thomsen_01.jpg/150px-Vilhelm-Thomsen_01.jpg" alt="" width="105" height="134" /><p class="wp-caption-text">Vilhelm Thomsen</p></div>
<p>Thomsen diğer yazıtlardan faydalanarak yazının sağdan sola sıralandığını keşfeder. Yazıtlarda çok sık geçen dört harfli bir kelimenin sonundaki harfi (i) bulunca, bunun üzerinde tıpkı bulmaca çözer gibi çalışır ve sonunda kelimeyi çözer: Tenri. Şimdi t, n, r harfleriyle Türk, Kültigin kelimlerini de çözecektir. Arkası çorap söküğü gibi gelir. Ve 1893 kışında tüm dünyaya, 171 yıldır ilimadamlarını uğraştıran bu yazıtları okuyabildiğini duyurur. Radloff da çözüme çok yaklaşsa da bazı yanlışları vardı ve Thomsen&#8217;i engelleyememeşti. 1896 yılındaki Thomsen (Inscriptions de L&#8217;orkhon Dechiffrees par Vilh) çözümü kitaplaştırır ve sonraki yayınların da temel kaynağı teşkil eder. Burada Radloff&#8217;u atlamamız gerekiyor; hayatını bir Türk&#8217;ten daha fazla bu yazıtlara vermiş, 56 yazıtı ilk okuyan olmuş, ilk tercüme, sözlük ve gramerini de yapmıştır. Son olarak Tonyukuk yazıtı da 1897&#8242;de Klements tarafından bulunur, Radloff tarafından okunur.</p>
<p>Gelgelelim ülkemize, Köktürk anıtlarını ilk tanıtan Necip Asım&#8217;dır. 1895 yılında İkdam&#8217;da yayımlanan &#8216;Hutut-ı Kadime-i Türkiyye&#8217; (Eski Türk Yazıtları) isimli uzun yazısında bu yazıtlardan bahseder. Yazı aslında 1896 yılında yayımlanacak Thomsen&#8217;in kitabının ilk kısmının eklemelerle oluşturulmuş çevirisidir. Müsteşrikler Kongresinde A. Mithat Efendi ile Thomsen karşılaşıp, sohbet ederler. Thomsen hediye olarak yayımlanmamış kitabından bir nüsha hediye eder. A. Mithat&#8217;da bunu Necip Asım&#8217;a verir ve yazı böylelikle gazeteye kadar uzanır. 1897 yılında İkdam Külliyatı arasında Thomsen&#8217;in eseri baz alınarak  Pek Eski Türk Yazısı isimli bir risale yayımlanır, ki bu bizde Köktürkler ile ilgili ilk kitaptır. Necip Asım, Thomsen&#8217;in eserini Şemseddin Sami&#8217;ye de göstermiş ve Sami Orhun abidelerini bizde neşretmeye ilk teşebbüs eden olmuştur. Ne yazık ki tercümeye başlasa da cefat edince iş yarım kalmıştır.</p>
<p>İşin ilginci bizde Köktürk anıtlarının kısmen de olsa ilk tercümesi A. H. Müftüoğlu&#8217;nun Gönül Hanım isimli romanında geçmesidir. Romanın içinde yer alan savaşta esir düşen Türk ve Macar iki aydın, Orhun bölgesine gidip yazıtları okurlar, bu aslında geçmişe bir ağıt gibi de okunabilir. Bu kitap 1920 yılında ilk neşrini yapmıştır. Tam olarak ise 1925 yılında Orhun Abideleri adıyla, Necip Asım yayımlayacaktır. Daha sonra Köprülü, H. N. Orkun gibi edebiyat tarihçileri konu üzerinde duracak ve geniş kapsamlı eserler verilecektir. Atsız ve M. Ergin2in eserleriyle de yazıtlar elimie mükemmel şekilde ulaşacaktır.</p>
<p>İşte yazıtların geçmişi böyle. Burada görülecek şeyi eminiz görmüşsünüzdür. Şimdi ucuz Batı taklitçiliği yerine bizim Batı&#8217;dan göreceğimiz olmadık işlerle uğraşmak, konuşmak yerine hakiki güç olan ilim ve kültür değil midir? Bunu her aklı başında olan kişi ısrarla söylediği halde nedense hep unuttuk, hep unutmaya devam ediyoruz. İşte asıl yanlış burada. Bizim kuru hamasetten ileriye gitmeyen sözlerimiz yerine, ideal olan bu yazıtları neden Macarlar, Finliler, Danimarkalılar, Ruslar çözdü, tanıttı sorusunu sormak olmalı.</p>
<p>El-cevap deyip abidelerden bir kısımla yanıtlayalım: &#8221;Ey Türk! Bir kere doydun mu, açlık nedir düşünmezsin&#8230;&#8221;</p>
<p><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.jcgrange-turkiye.com%2Fbir-yazit-hikayesi.html&amp;title=B%C4%B0R%20YAZIT%20H%C4%B0K%C3%82YES%C4%B0" id="wpa2a_14"><img src="http://www.jcgrange-turkiye.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.jcgrange-turkiye.com/bir-yazit-hikayesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2011&#8242;İN ENLERİ</title>
		<link>http://www.jcgrange-turkiye.com/2011in-enleri.html</link>
		<comments>http://www.jcgrange-turkiye.com/2011in-enleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Dec 2011 05:09:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Beynunet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[2001 yılında çok okunanlar]]></category>
		<category><![CDATA[2011 gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[2011 polisiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.jcgrange-turkiye.com/?p=562</guid>
		<description><![CDATA[2011 yılını artık geride bırakırken polisiye severler için yararlı olacağını düşündüğümüz, 2011 yılında yayımlanmış yahut baskısı yenilenmiş önemli kitapları listeledik. Listedeki önem, gerçekten iyi bir polisiye özelliği göstermeleridir kitapların. Dolayısıyla 2011&#8242;i geride bırakırken bu kitapları -eğer fark etmemişseniz- geride bırakmayın&#8230; Tabii liste yapımı hayli zor ve genelde öznel verilerin ağır bastığı için kısmen yanıltıcı olabiliyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>2011 yılını artık geride bırakırken polisiye severler için yararlı olacağını düşündüğümüz, 2011 yılında yayımlanmış yahut baskısı yenilenmiş önemli kitapları listeledik. Listedeki önem, gerçekten iyi bir polisiye özelliği göstermeleridir kitapların. Dolayısıyla 2011&#8242;i geride bırakırken bu kitapları -eğer fark etmemişseniz- geride bırakmayın&#8230;</p>
<p><span id="more-562"></span></p>
<p>Tabii liste yapımı hayli zor ve genelde öznel verilerin ağır bastığı için kısmen yanıltıcı olabiliyor. Biz okuyucumuza genel bir kanısı olması için 2011 yılında yayımlanan yahut baskısı yenilenen kaliteli polisiyelerin kısacık bir listesini hazırladık. Böylelikle eğer gözden kaçırılmış kitap varsa 2011 ile yitip gitmesin dedik. İşte listemiz: (listede sıranın önemi yoktur.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img class="alignleft" style="border-width: 2px; border-color: black; border-style: solid; margin: 2px;" src="http://www.ilknokta.com/urun/A/116883_s.jpg" alt="" width="81" height="126" /></p>
<p>1- Milenyum Serisi 2-3. Kitap &#8211; Stieg Larsson, Pegasus: Aslında bu bir seri olduğunu için ilk kitabının okunmadan diğer kitaplarının anlaşılırlığı olmayacaktır. Ama ikinci ve üçüncü kitap, tıpkı birincisinde olduğu gibi gerilim severler tarafından hayli sevildi ve okundu.  Posta kutusunda bir kuru çiçekle başlayan macera akıl almaz halde uzuyor, gelişiyor ve okuyucuya da tüm bu debdebeyi adeta yaşamak kalıyor. Hakkında çok yazılıp, söylendi biz de daha fazla uzatmayalım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img class="alignright" style="border-width: 2px; border-color: black; border-style: solid; margin: 2px;" src="http://www.ilknokta.com/urun/C/975-293-340-8_s.jpg" alt="" width="90" height="144" />2- Cerrah- Tess Gerritsen, Doğan Kitap: Çok satanlar listesinin müdavimlerinden Tess Gerritsen&#8217;in insan bedenini ve ruhunu en ince ayrıntısına kadar tarif ettiği tıbbi gerilim romanlarından beşincisi olan Cerrah, inandırıcı kahramanları, sürükleyici diyalogları ve sürekli tırmanan gerilim duygusayla bu türü sevenlerin hayran olacağı tarzda bir roman. Cerrah&#8217;da Gerritsen tıpkı kahramanının neşterini kullandığı gibi kalemini ustaca oynatıyor. Rizzoli serisinin ilk kitabı olan Cerrah bir tıbbi gerilim romanı. Serinin devamı olan diğer kitapları ise: 2. Çırak 3.Günahkar 4.İkiz Bedenler 5.Siliniş 6.Mefisto Kulübü 7.Ruh Koleksiyoncusu.</p>
<p><img class="alignleft" style="border-width: 2px; border-color: black; border-style: solid; margin: 2px;" src="http://www.ilknokta.com/urun/K/117729_s.jpg" alt="" width="90" height="130" /></p>
<p>3-Korku Vadisi / Sherlock Holmes- Doyle, Avrupa Yakası: Holmes külliyatını yayımlamayı hedefleyerek çok hayırlı bir iş yapan Avrupa Yakası Yayınları&#8217;ndan yayımlanan Korku Vadisi&#8217;nde, kitap iki ayrı hikâyeden oluşuyor gibi kurgulanıp, aralarındaki bağ sebebiyle ve Holmes ile tabii ki bir nevi güçlü Doyle hikâyelerinden birisi oluyor. Hafiyemiz bir vadide vukuu buluna &#8216;korkunç&#8217; olayları yine zekasına hayran bıraktırarak çözecektir. Kızıl Dosya ve Baskerville Köpeği&#8217;nden sonra Korku Vadisi en sevilen öykülerinden Holmes&#8217;un.</p>
<p><img class="alignright" style="border-width: 2px; border-color: black; border-style: solid; margin: 2px;" src="http://www.ilknokta.com/urun/O/119987_s.jpg" alt="" width="90" height="130" />4-On Küçük Zenci &#8211; Mavi Trenin Esrarı &#8211; A. Christie, NTV: Kraliçemizin bu meşhur kitabının çizgi roman uyarlaması gayet başarılı ve Mavi Trenin Esrarı ile bir arada bulununca çizgi romanın alınmaması için hiçbir sebep yok. Bunu Christie severler için söylüyoruz zira eğer Christie ile tanışmamış okuyucular varsa mutlaka nesir kitaplarından başlamalıdırlar. On Küçük Zenci, hafızalara kazındığı &#8216;On küçük zenci yemeğe gitti&#8217; diye başlayan şiirsel tanıtımıyla, her zaman okunacak polisyenin mihenklerinden.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img class="alignleft" src="http://www.ilknokta.com/urun/T/126651_s.jpg" alt="" width="81" height="123" /></p>
<p>5-Temizlikçi - F. Oliver Giesbert, Doğan Kitap: Tuhaf bir seri katilin hayatını anlatan bu kitabın tuhaflığı, katilin kurbanlarını beklerken &#8216;tuhaf&#8217; işler yapması, evlerini temizleyip, yataklarını yapması gibi. Bu katilin listesinde olan ünlü mafya babası ise polisle işbirliği yapmak zorunda kalacaktır. Zira temizlikçiden kurtulmak hiç kolay değildir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img class="alignright" style="border-width: 2px; border-color: black; border-style: solid; margin: 2px;" src="http://www.ilknokta.com/urun/I/108351_s.jpg" alt="" width="63" height="106" />6-İstanbul Hatırası- Ahmet Ümit, Everest: 2010 yılında ilk baskısını yaptıktan sonra 2011 yılında da baskılarını sürdüren İstanbul Hatırası, bize geniş daha doğrusu tarihsel bir panorama sunuyor. Komiser Nevzat ve ekibi, yaşanan cinayetleri çözmek için kolları sıvadıklarında adım adım bırakılan izlerle hedefe ulaşacaklardır. Ama hedef hiçte sandıkları gibi olmayacaktır. İstanbul Hatırası, yerli polisiyemizin &#8216;en&#8217;li kitaplarından birisi.</p>
<p><img class="alignleft" style="border-width: 2px; border-color: black; border-style: solid; margin: 2px;" src="http://www.ilknokta.com/urun/E/127358_s.jpg" alt="" width="81" height="133" /></p>
<p>7-En Karanlık Kuş &#8211; Joel Rose, İthaki: Poe&#8217;nun hayatı etrafında kurgulanmış bu kitap bizlere iyi bir araştırmanın ürünü olduğunu gösteriyor. Zira tarihi polisiye yazmak tarihi iyi bilmekten geçiyor ve yazar da bunu yerine getiriyor. Tabii kurguda yer alan &#8216;hayali&#8217; karakterler ve olaylar yok değil ama zaten bunun roman olduğunu bilerek &#8216;roman&#8217; gözüyle bakıyoruz. Poe&#8217;nun ihtirası, aşkı, gizemi kurguda başarıyla harmanlanıp, yaşanan bir cinayet meşhur öyküsüyle bağlantı kurularak çözülmeye çalışılıyor, bir fark var: Poe&#8217;nun katil olduğu suçlamasıyla&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img class="alignright" style="border-width: 2px; border-color: black; border-style: solid; margin: 2px;" src="http://www.ilknokta.com/urun/K/116076_s.jpg" alt="" width="81" height="132" />8-Kara Manhattan &#8211; Kolektif, Everest: Biz bu kitabı hayli sevdik. Belki kapak tasarımı bize taa Akba&#8217;nın olduğu yılları anımsattığı için belki de öykülerin &#8216;kara polisiye&#8217; türünün iyi örneklerinden olduğu için. Kara İstanbul’da başlayan Noir macerası “Uyumayan Şehir” New York’ta devam ediyor. Jeffery Deaver, Lawrence Block, C.J. Sullivan, Xu Xi ve diğerlerinden daha önce hiç yayımlanmamış öykülerle Manhattan’ın kara sokaklarında okuyucu adeta kayboluyor.</p>
<p>Umarız gözden kaçırdığımız kitap olmamıştır. Simenon&#8217;un yeni baskıları yapıldığını duyduk ama 2011&#8242;de mi olup olmadığını öğrenemedik. Hülasa sürç-i lisanı hatırlatır, tüm takipçilerimize iyi seneler dileriz.</p>
<p><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.jcgrange-turkiye.com%2F2011in-enleri.html&amp;title=2011%26%238242%3B%C4%B0N%20ENLER%C4%B0" id="wpa2a_16"><img src="http://www.jcgrange-turkiye.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.jcgrange-turkiye.com/2011in-enleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2011</title>
		<link>http://www.jcgrange-turkiye.com/2011.html</link>
		<comments>http://www.jcgrange-turkiye.com/2011.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Dec 2011 09:16:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Beynunet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müsvedde]]></category>
		<category><![CDATA[1984 orwell]]></category>
		<category><![CDATA[george orwell 1984 ve günümüz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.jcgrange-turkiye.com/?p=558</guid>
		<description><![CDATA[Geçtiğimiz haftanın önemli olaylarından birisi Kuzey Kore lideri Kim Jong İl&#8217;in hayatını kaybettiği idi. Öncelikle bu kapalı kutu gibi duran ülkenin bir liderinin vefat haberinden çok halkın kendisine gösterdiği sevgi (!) Batı&#8217;yı şaşırttı. Aslında bu şaşkınlık daha sonra anlaşıldı ki, her şey bir &#8216;sinema&#8217;dan ibaretmiş. Yani &#8216;motor&#8217; denilince insanlar yaş dökmeden ağlamaya başlıyorlarmış. Bu olay bize [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="border-width: 5px; border-color: black; border-style: solid; margin: 5px;" src="http://media1.teenormous.com/items/www.hipsoul.com/social-white-white15.gif" alt="" width="147" height="141" /></p>
<p>Geçtiğimiz haftanın önemli olaylarından birisi Kuzey Kore lideri Kim Jong İl&#8217;in hayatını kaybettiği idi. Öncelikle bu kapalı kutu gibi duran ülkenin bir liderinin vefat haberinden çok halkın kendisine gösterdiği sevgi (!) Batı&#8217;yı şaşırttı. Aslında bu şaşkınlık daha sonra anlaşıldı ki, her şey bir &#8216;sinema&#8217;dan ibaretmiş. Yani &#8216;motor&#8217; denilince insanlar yaş dökmeden ağlamaya başlıyorlarmış. Bu olay bize her ne kadar 1984 geride kalsa da yine 1984&#8242;ü hatırlattı. Orwell&#8217;in &#8216;anti-roman&#8217; olarak nitenelen ütopik kitabı neden hâlâ okunmalı, sanırız &#8216;sahte yaşların&#8217; ne kadar iğrenç olduğunu görmek için&#8230;</p>
<p><span id="more-558"></span></p>
<p>Okyanusya, bütün özel hayatın alt üst edildiği, köşe bucak kameraların olduğu, her şeyin devletin onayına sunulduğu hatta düşünmeyi dahi engelleyen polis gücünün bulunduğu bir ülkedir. Ülkenin en güçlü örgütüdür “Düşünce Polisi”. Büyük Biradere karşı hiçbir eylemin yapılmadığı, hiçbir düşüncenin ifade edilemediği ülkede, devletin tek endişesi yurttaşların kafalarında Büyük Birader’e karşı teknoloji ile bütün yurttaşların hayatını yakından denetlemekte, kafasında şüpheli düşünceler geçenleri kolayca belirleyerek, kısa zamanda yok etmektedir. Büyük Birader muhalifi yok edilen insanların geçmişleri de devlet arşivlerinden silinmekte, bunlar artık yaşamamış kabul edilmektedir.</p>
<p>Bir diğer mevzuu da dil&#8217;dir. Çünkü dil zenginleşirse, düşünce zenginleşecektir. Bu yüzden yönetim dili &#8216;sadeleştirme&#8217;ye ve köreltmeye gider. Kavramları tamamen karşılıyor deyip, tuhaf tuhaf sözcükler icat eder. Böylelikle &#8216;alt dilin altı&#8217; oluşur ki, işte bu düşüncelerin dile ifade edilişini engeller. İşte böyle bir ortamda kahraman Winston Smith her şeyden kaçıp, izlenemeyeceğini düşündüğü bir antikacı dükkanına sığınır. Burada aşk yaşamak ister, tüm baskılardan, engellemelerden uzakta bir yaşam sürmek ister -hepimizin isteyeceği gibi.</p>
<p><img class="alignleft" style="border-width: 10px; border-color: black; border-style: solid; margin: 10px;" src="http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/sayi45/palazoglu_files/1984.gif" alt="" width="113" height="176" /></p>
<p>Kitabın önemli kısımlarından biri de Smith&#8217;in bu dükkandayken okuduğu bir kitaptır. Kitap Büyük Birader karşıtı olarak lanse edilen Goldstein tarafından yazılmıştır. Aslında buradaki yazılanlar dahi başlı başına ayrı alınacak bir konudur. Ama özellikle bir kaç kısım var ki, belirtmek gerekir. &#8221;Teknolojinin geliştikçe insanların hayatlarını kolaylaştıracağı umuluyordu fakat asıl kolaylaşan insanların yönetilmesi oldu. Belki makineler bilinçli olarak kullanılsaydılar sefalet ortadan kalkabilirdi. Ama hayır, zengini daha da zengin yapmaya yaradı aletler&#8230;&#8221; diyerek hayli uzun ama anlamlı şekilde devam eder. Özü, -hadi Yaşar Kemal&#8217;i de anmış olalım bu vesileyle- Filler Sultan&#8217;ı isimli kitapta geçen bir konunun aynısıdır aslında. Kemal&#8217;in bu &#8216;çocuk (!)&#8217; kitabında filler, karıncalara karıncalıklarını unutturarak egemen olurlar ve onlara ne derlerse yaptırırlar. Derin anlamların yattığı bu kitap bize, karıncanın karıncalığını unutmamasını, küçük de olsa asil bir ruhun pek çok şey başarabileceğini gösterir. İşte Orwell&#8217;de tam olarak buna değinir; teknoloji ile (ki günümüzde bu daha da genişletilir) insanlar kontrol altında tutulurlar ve &#8216;mükemmel toplum&#8217; imajı yaratılır. Yani her yerde gösterilenler kişi de dışlanmışlık yaratır ve o da kalabalıktan olmak için tüm güdülerini bir tarafa bırakır -karıncalığını unutur. Böylelikle o toplum ne güzel yönetilir.</p>
<p>Aslında bu tür konular eğer bakış açısını doğru seçersek pek çok yerde bize verilmiştir. O kahkahalarla izlediğimiz Şarlo&#8217;nun Asri Zamanlar&#8217;ın ilk, açılış sahnesine bir bakınız, tüm anlattıklarımızı ne güzel özetliyecektir. Hülasa bugün savaşların, anlaşmazlıkların sadece ve sadece yönetimlere yaradığı, içte bir sorun olduğu vakit dış politikayla bunlar unutturulmaya başlandığı ve düşüncenin olmadığı, insanların yasalar zoruyla ağlatıldığı rejimler Orwell&#8217;in 1948&#8242;de dile getirdiği tamamen aynı hareketlerle devam ediyor. 1984 işte bu yüzden okunmalı ve uzun zamanlar da okunacak gibi gözüküyor. En büyük hata &#8216;düşünürsek kafayı yeriz,&#8217; diye mantık gütmek ve bitkiden, eşyadan farksız bir yaşam sürememektir. Kitaplar bize bunları öğretir ve biz zorla ağlatılan insanları görünce iğrençliği Orwell&#8217;in kitabına bakıp, gülümseyerek seyrederiz.</p>
<p><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.jcgrange-turkiye.com%2F2011.html&amp;title=2011" id="wpa2a_18"><img src="http://www.jcgrange-turkiye.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.jcgrange-turkiye.com/2011.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇEHOV TERÖRİST MİYDİ?</title>
		<link>http://www.jcgrange-turkiye.com/cehov-terorist-miydi.html</link>
		<comments>http://www.jcgrange-turkiye.com/cehov-terorist-miydi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Dec 2011 17:59:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Beynunet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müsvedde]]></category>
		<category><![CDATA[cehova dair]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.jcgrange-turkiye.com/?p=554</guid>
		<description><![CDATA[Bir habere göre Ankara&#8217;daki bir Anadolu lisesinde önerilen kitap &#8216;sakıncalı&#8217; bulunarak; &#8221;Bizden olmayanı neden okuturlar ki?&#8221; şeklinde karşılık görerek, tahkikat başlatılmış. Sormadan edemiyoruz, edebiyatın ilk gayesinin sanat olduğunu ve sanatın tüm insanları kapsayan ama insanların &#8216;yapacak daha önemli işleri&#8217; olduğundan bir türlü anlayamadıkları konuyu yani &#8216;insanlığı&#8217; barındırdığını &#8216;sakıncalı&#8217; şekilde tuhaf söylemlerde bulunanlar bilmezler mi? Bilmezler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="border-width: 10px; border-color: black; border-style: solid; margin: 10px;" src="http://s14.directupload.net/images/111203/33x9mnmy.png" alt="" width="125" height="183" />Bir habere göre Ankara&#8217;daki bir Anadolu lisesinde önerilen kitap &#8216;sakıncalı&#8217; bulunarak; &#8221;Bizden olmayanı neden okuturlar ki?&#8221; şeklinde karşılık görerek, tahkikat başlatılmış. Sormadan edemiyoruz, edebiyatın ilk gayesinin sanat olduğunu ve sanatın tüm insanları kapsayan ama insanların &#8216;yapacak daha önemli işleri&#8217; olduğundan bir türlü anlayamadıkları konuyu yani &#8216;insanlığı&#8217; barındırdığını &#8216;sakıncalı&#8217; şekilde tuhaf söylemlerde bulunanlar bilmezler mi? Bilmezler de böyle konuşurlar diyoruz..</p>
<p><span id="more-554"></span></p>
<p>Haberi okuduğumuzda belki yalandır dedik fakat yalanın dahi korkunç olduğunu görerek bir yazı yazalım da bu türden yaklaşımlar hiç olmazsa bireyler tarafından doğru algılansın. Evvela haberden satırlar okuyalım:</p>
<p>&#8221;Ankara Yenimahalle İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, Anton Çehov ve Minâ Urgan&#8217;ın kitabını öğrencilerine tavsiye eden öğretmen hakkında soruşturma başlattı. Soruşturma gerekçesi ise &#8216;bizden olmayan&#8217; yazarları tavsiye etmek.&#8221;</p>
<p>Şimdi bu olayın neresinden alıp neresi konuşulacak ayrı bir konu. Kendine eğitim kurumu diyen bir kuruluş -özellikle- edebiyat gibi bir sanatta &#8216;biz&#8217; kavramına yöneliyor ve şöyle sıralıyor: &#8221;Urgan&#8217;ın kitabı öğrencileri dinsizlik ve içkiye özendiyor.&#8221; Çehov&#8217;unki ise küheylanca bir çıkışa sahip: &#8221;Şu tişörtlerde resmi bulunan teröristin kitabı mı?&#8221;  Che Guevara ile Çehov&#8217;u karıştıran ve yaftalayan bir &#8216;eğitim kurumu&#8217; hakkında ne denilir?</p>
<p>Bakınız mesele şu; bu ülkedeki en temel bozukluklar hep fanatiklikten kaynaklanıyor. Nedense algılayışımız hep bir şey üzerine kurulu. Sanıyoruz ki, Müslüman birisi Opera&#8217;ya gidemez yahut operaya giden camiye gidemez. Fakat dini itikad konusunda bir hassas durum vardır, evvela dini konularda bir hassasiyet elbette insanlık vazifesidir fakat tutup da bireyleri itikad yönünden eleştirmek kimsenin vazifesi değildir. Şimdi Attar geldi aklımıza; bir gün Mogolların eline tutsak düşünce serbest bırakılması için fidye istenilir ve gelen geçen fiyat biçmeye başlar. Birisi 1000 altın, birisi 2000 altın vs. der. Fakat Attar hiçbirini beğenmez, nihayetinde fakir birisi gelip Attar&#8217;a bir çuval saman verebileceğini zira başka bir malının olmadığını söyleyince Attar &#8216;işte benim gerçek değerim, bu adamın fidyesini kabul edin.&#8217; der ve söylendiğine göre bu yüzden canına kast edilir. Bu konuyu Salinger&#8217;in bir kitabında da rast geldik. Salinger&#8217;in kahramanı &#8216;hayatta ne olmak isterdin, diye sorulunca ölü bir kedi&#8217; diye cevap verir.  Sonra da etraftakiler şaşırınca açıklar; çünkü kimse ölü bir kediye değer biçmez! Bakınız aslında Pamuk ve Ahmet Ümit&#8217;in sıklıkla dediği bir konuya geldik; &#8216;tüm büyük yazarlar aynı kitabı yazıyorlar.&#8217; Hani bir kitap okursunuz da başka bir kitapta aynı satırları görünce heyecanlanırsanız ya işte bu gerçek edebiyattır. Bize Salinger&#8217;in dediğiyle Attar&#8217;ın dediği ne kadar yakın halbuki. (Tabii bu yazar(lar)ın böyle bir gayeleri yok, bunu çıkarmak okuyucunun vazifesi.)</p>
<p>Demek istediğimiz kişilerin itikadı, görüşü vs. üzerinde takılıp kalınmamalı. Bir kimse herhangi bir inanca, görüşe kasti hakaret ediyorsa ve yazdığının gayesi hakaret etmek ise bunu hiçbir izan sahibi önermez zaten. Fakat bir yazarın inancından, görüşünden onun fikri çıkarılmamalı. Evvela Urgan itikadsız, ama bu onu okumaya engel değildir. İlki; itikad Urgan ile mi geldi Urgan ile gidecek diye sorulmalı, ikincisi Dinozorun Anıları kitabında bahsettiği mevzu din, itikad olmadığı görülmeli. Tabii anılarından bahsederken inancından vs. bahsediyor ama bunun sadece Urgan&#8217;ı alakadar ettiğini okuyucu anlamalı. Kitabın gayesinin şimdi sayamayacağımız kadar çok olan ve &#8216;bizden olan&#8217; yazarların anektodlarına dayandığını, kitabın bunlarla değerlendirilmesi gerektiğini nasıl anlamaz bir &#8216;eğitim kurumu&#8217; ? Çehov ise  daha kim olduğunu bilmeyen kimselerin ağzında. Zamanında Peyami Safa&#8217;yı darbe yönetimi sorgulamaya tutar ve &#8216;sen Çekov ile arkadaş mısın&#8217; diye sorarlar.  Halbuki Çehov&#8217;un yıllar yıllar önce vefat ettiğinden dahi haberleri yoktur. Demek ki, yıllar ülkemizde değişikliğe sebep olmamış.</p>
<p>Bizim gayemiz kuru yahut beylif laflarla değil icraatla olur. Başka yazarları &#8216;bizden değil&#8217; diye okutmamak ancak ve ancak cahilliktir. Ve cahillikten doğan fanatizm, dogmatiklik gibi insanlık için bayağı olan kavramları da beraber getirir. Şimdi bu tür yargılara varan kimseler bunu din adına yapıyorlarsa adını hep duydukları ama hiç okumaya gerek duymadıkları İmam Gazalî&#8217;nin şu sözünü; &#8216;İlim dinin temelidir.&#8221; yok eğer milliyetçilik uğruna yapıyorlarsa milletlerin &#8216;üstün&#8217; olmasının kuru lafla, kanla değil ancak ilimle, dünyayı tanımakla olacağını hatırlatmak gerekir.</p>
<p>Zaten bu gibi kurum ve kişiler yüzünden İslâm denildiğinde akla gelen Gazali, Biruni, İbn-i Tufeyl, İbn-i Arabi vs değil de Ladinler, Talibanlar oluyor. Bu memlekette sabah olur mu, diye soruyordu yaklaşık bir asır sene önce Tevfik Fikret. Ah be üstad! Kendinden olmayan tüm insanları düşman belleyen, hele hele sanatçının dilinin kavme değil ademiyete ait olduğunu ve &#8216;gelişmiş&#8217; insanların ancak okumakla olacağını, bu okumada da doğruluğunu imbiğinden geçirip, faydasını alan kişilerin  aydınlanacağını bilmeyen kişilerle nasıl sabah olur&#8230;</p>
<p>Gerçek &#8216;aydın&#8217;ın aldığı bilgiyi imbiğinden geçirip, kullanan kişi olduğunu söyleyip, bir kimsenin ideolojisi ve itikadı değil ilminin üzerinde durmak gerektiğini söylemeyiliz. Zira Homeros asırlar öncesinde yaşamış, bilmediğimiz bir itikada sahiptir. Biz onu itikadı için değil, şairliği için okuyoruz ve biliyoruz ki bize fayda, haz veren de şairliği, sanatı, insani görüşü.</p>
<p><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.jcgrange-turkiye.com%2Fcehov-terorist-miydi.html&amp;title=%C3%87EHOV%20TER%C3%96R%C4%B0ST%20M%C4%B0YD%C4%B0%3F" id="wpa2a_20"><img src="http://www.jcgrange-turkiye.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.jcgrange-turkiye.com/cehov-terorist-miydi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

