<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Jean-Christophe Grangé Türkiye Topluluğu</title>
	<atom:link href="http://www.jcgrange-turkiye.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.jcgrange-turkiye.com</link>
	<description>Yazarın Türkçe Fan Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 11 May 2012 06:10:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>İNSANLAR İÇİNDE BİR İNSAN</title>
		<link>http://www.jcgrange-turkiye.com/insanlar-icinde-bir-insan.html</link>
		<comments>http://www.jcgrange-turkiye.com/insanlar-icinde-bir-insan.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 May 2012 06:10:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Beynunet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[sait faik]]></category>
		<category><![CDATA[sait faik 58. ölümyılı]]></category>
		<category><![CDATA[sait faik anılıyor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.jcgrange-turkiye.com/?p=642</guid>
		<description><![CDATA[11 Mayıs 1954, günlerden Salı&#8230; O gün Marmara Kliniği&#8217;nde insanlar içinde bir insan, balıkları gözlerinden öpmek isteyen bir insan, insanları delicesine sevmek isteyip de sevilemeyen bir insan yaşama gözlerini yumuyordu. Yazarlığının en verimli döneminde bu dünyadan çekip giden Sait Faik, ölümünün 58. yılında acaba bizlere neler bıraktı?.. Hani demişti ya: &#8220;Bir insanı sevmekle başlar her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="border-width: 3px; border-color: black; border-style: solid; margin: 3px;" src="http://www.darussafaka.org/tr-TR/darussafaka/Darussafaka-Cemiyeti/Guncel/_layouts/pictureviewer/resizeimage.aspx?image={3DC3EA62-C6FF-4EBD-9D0E-D9F5A61E38C1}&amp;size=600" alt="" width="121" height="154" /></p>
<p>11 Mayıs 1954, günlerden Salı&#8230; O gün Marmara Kliniği&#8217;nde insanlar içinde bir insan, balıkları gözlerinden öpmek isteyen bir insan, insanları delicesine sevmek isteyip de sevilemeyen bir insan yaşama gözlerini yumuyordu. Yazarlığının en verimli döneminde bu dünyadan çekip giden Sait Faik, ölümünün 58. yılında acaba bizlere neler bıraktı?..</p>
<p>Hani demişti ya: &#8220;Bir insanı sevmekle başlar her şey&#8230;&#8221; Biz Sait Faik&#8217;i ne kadar sevdik, seviyoruz?</p>
<p><span id="more-642"></span></p>
<p>Edebiyatta çok önemli bir yere sahip olması gereken (böyle diyoruz zira maalesef hak ettiği konuma ulaştırılmamıştır.) şair öykücümüz Sait Faik&#8217;in 58. ölüm yıldönümü gelince, bir hatırlatalım bu güzide yazar ve insanı dedik. Tabii Sait Faik, eminiz ciddi okurlarca takdir ediliyordur, ama asıl sorun gönüllerde yer edip etmemesi&#8230; Zira Sait Faik&#8217;i anlamak için tüm o akademik detaylardan ziyade öykülerini, şiirlerini okumak icap eder. Eğer biz, Sait Faik&#8217;in yazdıklarını okursak ancak bu yazarı anlarız yahut anlamaya başlarız. Maalesef Sait Faik adını bilmeyen yoktur, ama bu üne eşit okuyan da yoktur.</p>
<p>Haksızlıkların olmadığı, kızların gece yarıları sokaklara düşmediği, riyaların olmadığı, düşsüzlüklerin olmadığı, çıkarsız aşkların olduğu, insanın &#8220;insan&#8221; olduğu, bahar mevsiminin çalışma değil sevişme vakti olduğu bir dünya gösterir bize Sait Faik. İşte, tam da bu yüzden onu okumalıyız, sevmeyi, hissetmeyi, başkalarının da yaşamı olduğunu fark edebilmemiz için okumalıyız.</p>
<p>Burada hiç Sait Faik şunu yazdı, bundan bahsetti demeyeceğiz. Zira kitapları oradadır, okunduktan sonra nelerden bahsettiği anlaşılır. Ayrıca bunca zamandır kilişe bir halde: &#8220;Balıktan, balıkçılardan, sıradan insanlar bahsetti&#8221; dedik de kaç kişi acaba balıkçının, sıradan insanın hayatını merak edip de Sait Faik okudu? Hayır, bu kilişeler evvela yazara haksızlık. O, her şeyden evvel bir sevicidir. İnsanı, doğayı, tekneleri, meyhaneleri&#8230; seven birisidir. Bu yüzden Sait Faik&#8217;e balıkçı için değil, sevmeyi öğrenmek için başvurmak gerekir. Sait Faik&#8217;in bir sanatçı olarak yaşamımıza katacağı en büyük armağan budur.</p>
<p>Gerçi diyeceksiniz, yalnızlığın doldurduğu bir dünyada sevmek de nedir? Hani yazar da demiyor muydu: &#8220;Oysa burada her şey bir insanı sevmekle bitiyor&#8230;&#8221; diye. Evet, diyordu ama yaşamı anlamamız, &#8220;insanca&#8221; yaşamamız için -ki insanca yaşamak düşünerek yaşamaktır: düşünüyorum öyleyse varım- bu acıları da çekmemiz gerektiğini de bildiğinden bunları söylüyordu.</p>
<p>Sait Faik&#8217;i bir kez daha sevgiyle anar, o güzel insanın -başklarına bunca şey verdiği için- mekânın cennet olmasını dileriz.</p>
<p style="text-align: center;"> <img style="border-width: 3px; border-color: black; border-style: solid; margin: 3px;" src="http://www.darussafaka.org/tr-TR/darussafaka/Darussafaka-Cemiyeti/Guncel/_layouts/pictureviewer/resizeimage.aspx?image={D4B46991-F975-4347-95BC-D6FAB0E905B2}&amp;size=600" alt="" width="420" height="283" /></p>
<p style="text-align: left;">Derkenar: Sait Faik, Burgazada&#8217;da da etkinliklerle anılacak. Adalar Belediyesi Kültür-Sanat Koordinatörlüğü&#8217;nde; Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Maltepe Üniversitesi, Beykent Üniversitesi, Yeditepe Üniversitesi ve Yeni Yüzyıl Üniversitesi&#8217;nin katılımlarıyla Sait Faik Anıt heykel açılışı ve anma etkinliği gerçekleştirilecek.<br />
Burgazadası İskele Meydanında yapılacak anma etkinliği 12 Mayıs Cumartesi saat 16:30&#8242;da başlayacak.<br />
Etkinlikte, Darüşşafaka&#8217;lı öğrenciler Sait Faik&#8217;in öykülerini canlandıracak. Muammer Ketencoğlu ve Zeybek Topluluğu da zeybek ve rembetikolardan oluşan bir konser verecek.<br />
Bu arada Sait Faik Abasıyanık&#8217;ın halen müze bahçesinde bulunan heykeli de ilk yapıldığı yer olan Kalpazankaya&#8217;daki restaurantın bahçesine nakledilecek.</p>
<p>Ayrıca, 13 Mayıs 2012 Pazar günü Adalar Müzesi&#8217;nde  Sevengül Sönmez&#8217;in “Burgazadalı Sait Faik” kitabına binaen bir tanıtım kokteyli yapılacaktır. Detaylar için müzeden bilgi alınız.</p>
<p>Yine ayrıca, 17 Mayıs 2012 Perşembe günü, Osmangazi Üniversitesi Sevengül Sönmez&#8217;in katılımıyla Ölümünün 58. Yılında Sait Faik&#8217;i konuşacak. Panel saat 13.30&#8242;da Necla Özdemir Konferans Salonu&#8217;nda yapılacak.</p>
<p><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.jcgrange-turkiye.com%2Finsanlar-icinde-bir-insan.html&amp;title=%C4%B0NSANLAR%20%C4%B0%C3%87%C4%B0NDE%20B%C4%B0R%20%C4%B0NSAN" id="wpa2a_2"><img src="http://www.jcgrange-turkiye.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.jcgrange-turkiye.com/insanlar-icinde-bir-insan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SANAT KİMİN İÇİN VARDIR?</title>
		<link>http://www.jcgrange-turkiye.com/sanat-kimin-icin-vardir.html</link>
		<comments>http://www.jcgrange-turkiye.com/sanat-kimin-icin-vardir.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 May 2012 13:47:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Beynunet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müsvedde]]></category>
		<category><![CDATA[sanat için sanat]]></category>
		<category><![CDATA[şehir tiyatroları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.jcgrange-turkiye.com/?p=638</guid>
		<description><![CDATA[Başbakan&#8217;ın bugün Kahramanmaraş&#8217;ta sarf ettiği sözler, gerçekten bir konuyu düşünmemezi sağladı. Uzun vakittir tiyatrolardan bahsedilirken, Başbakan&#8217;ın &#8220;Sanatı sanat için yapıyorlar, toplum için değil.&#8221; sözü gerçekten vahim bir söz. Başbakanın edebiyata ilgisi vardır, bu bilinen bir gerçek, peki neden o halde böyle bir söz etmiştir? Sanat sanat için değil de kimin için yapılır? Kimse kusura bakmasın, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="border-width: 6px; border-color: black; border-style: solid; margin: 6px;" src="http://th00.deviantart.net/images3/150/i/2004/11/5/1/Books.jpg" alt="" width="150" height="113" /></p>
<p>Başbakan&#8217;ın bugün Kahramanmaraş&#8217;ta sarf ettiği sözler, gerçekten bir konuyu düşünmemezi sağladı. Uzun vakittir tiyatrolardan bahsedilirken, Başbakan&#8217;ın &#8220;Sanatı sanat için yapıyorlar, toplum için değil.&#8221; sözü gerçekten vahim bir söz. Başbakanın edebiyata ilgisi vardır, bu bilinen bir gerçek, peki neden o halde böyle bir söz etmiştir? Sanat sanat için değil de kimin için yapılır? Kimse kusura bakmasın, sanat sanat için vardır. Zira aksi halde sanat olmaktan çıkar. Yıllardır bu ülkede &#8220;Toplumcu Gerçekçilik&#8221; maharet sayıldı ve bu yüzden nitelikli eserler verilemedi. Picasso&#8217;nun cevabı olan: &#8220;Bu balık değil resim&#8221; sözünü hatırlamak gerek. Sanattan balık değil, sanat beklemek gerekir&#8230;</p>
<p><span id="more-638"></span></p>
<p>Şimdi, tiyatroların özelleştirilince daha özgür olacağını düşündüğümüz için özelleştirilmeye karşı değiliz. Ama sırf sanatı sanat için yapıyorlar diye kimse eleştirilemez. Zira bir mimarı, binayı mimarî için yapması eleştirilemeyeceği gibi. Başbakanın gözden kaçırdığı nokta bu. Kitleler karşısında bir &#8220;vecde&#8221; geliş neticesinde söylenen sözlere dikkat edilmeli. Şimdi herkes tiyatrocu olamaz, yazar olamaz, okur dahi olamaz. Hal böyleyken, bunları söylemek halkı küçümsemek değil, hakikati ortaya koymaktır. Daha kameraya el sallama derdinde olan  kişi veya kişilerin karşısında nasıl &#8220;sanat toplum için&#8221; denilebilir? O yüzden sırf &#8220;tribünlere oynamak&#8221; için bu türden lafların edilmemesi gerekir.</p>
<p>Zaten bu ülkede tiyatro salonları maalesef dolmuyor. Bunun çeşitli nedenleri vardır. Ama işte iki taraf arasındaki bu keskin kutuplaşma, en büyük sorun.  Bir ucuz bel altı filminin rekorlar kırması, beri yandan Hamlet&#8217;in, Godot&#8217;yu Beklerken&#8217;in, hattâ Necip Fazıl&#8217;ın Para&#8217;sının bile boş koltuklar arasında oynanmasını neye bağlamak gerekir? Şimdi, Hamlet&#8217;in nesini &#8220;toplum için&#8221; sahneye koyabilirsiniz? Sanat eserleri, bireyler için vardır. Birey de toplumu oluşturduğu için yine ucu topluma dayanmış olur. Yani, hiç uzatmayalım, sırf eleştirmek için Başbakanın söyledikleri oldukça yersiz ve manasız.</p>
<p>Gözlerimi kapar, vazifemi yaparım diyeceksek hâlâ tiyatrolarımıza gereken önemin gösterilmemesini toplum nezdinde aramamız gerekir. Evet, bazı kesimin tiyatroları ideolojileri doğrultusunda yalnız bazılarına yönelik oynadıkları doğru. Ama bu hatalı ve yanlış davranışın neticesi sanatı toplum için yapmak olmamalı. Bu şekilde davrananlar zaten gelip geçicidir. Asıl sorun, biz sahneye ideolojinin burnumuza dayatılması için gitmezlik ediyorsa, alıp Şekspir&#8217;in kitaıbını kitaplığımızda tutuyor muyuz acaba? Hadi oyuncuyu şu dedik, bu dedik, peki ya kitapları? Tiyatronun özü kitaptır malum, hemen hemen her oyun kitaplaşmıştır. Buna bakmak ve hele hele Türkiye&#8217;yi modernleştirme iddiasında olan bir hükümetin liderinin yıllar öncesinin yine &#8220;ideoloji&#8221; ürünü olan &#8220;toplum için sanat&#8221; söyleminden vazgeçmesi gerekir.</p>
<p><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.jcgrange-turkiye.com%2Fsanat-kimin-icin-vardir.html&amp;title=SANAT%20K%C4%B0M%C4%B0N%20%C4%B0%C3%87%C4%B0N%20VARDIR%3F" id="wpa2a_4"><img src="http://www.jcgrange-turkiye.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.jcgrange-turkiye.com/sanat-kimin-icin-vardir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HARLAN COBEN ÜZERİNE</title>
		<link>http://www.jcgrange-turkiye.com/harlan-coben-uzerine.html</link>
		<comments>http://www.jcgrange-turkiye.com/harlan-coben-uzerine.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Apr 2012 19:26:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Beynunet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[coben gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[harlan coben]]></category>
		<category><![CDATA[harlan coben ve kitapları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.jcgrange-turkiye.com/?p=636</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Yüz elli yılı aşkın bir süredir edebiyat dünyasında tartışılan ve hala kesin olarak cevabı verilmemiş bir soru vardır: Polisiye, edebi bir tür müdür? Benim kişisel cevabım “Evet”. Romandan beklenilen; iyi bir kurgu, iyi bir içerik, başarıyla oluşturulmuş karakterler, doğru kullanılan bir dil ve son olarak da okuyucuyu mutlu etmesi ise, polisiye yazarlarının pek çoğu bunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="border-width: 7px; border-color: black; border-style: solid; margin: 7px;" src="http://www.artshound.com/sites/artshound.com/images/event/441357355/harlen_coben_medium.jpg" alt="" width="96" height="138" /></p>
<p>&#8220;Yüz elli yılı aşkın bir süredir edebiyat dünyasında tartışılan ve hala kesin olarak cevabı verilmemiş bir soru vardır: Polisiye, edebi bir tür müdür? Benim kişisel cevabım “Evet”. Romandan beklenilen; iyi bir kurgu, iyi bir içerik, başarıyla oluşturulmuş karakterler, doğru kullanılan bir dil ve son olarak da okuyucuyu mutlu etmesi ise, polisiye yazarlarının pek çoğu bunu fazlasıyla başarıyor. İşte bu yüzden, Harlan Coben üzerine&#8230;&#8221;</p>
<p><span id="more-636"></span></p>
<p>HARLAN COBEN ÜZERİNE<br />
Gülçin Taçkınlar Yalçın</p>
<p>Amerikalı polisiye- gerilim yazarı Harlan Coben, hem ülkesinde, hem de dünya çapında “Çok Satanlar” listelerinde kendisine yer edinmiş, üretken bir yazar. 1962&#8242;de Newark, New Jersey&#8217;de dünyaya gelen Coben, eğitimini siyasi bilimler üzerine yapmış, turizm sektöründe çalışmış, yirmili yaşlarının sonuna geldiğinde ise kariyerinin yönünü değiştirerek yazmaya başlamış. İlk iki romanıyla olmasa da, üçüncü romanıyla (Deal Breaker,1995) kabul görmüş ve bu roman kendisine, 1996 Anthony Ödülü&#8217;nü getirmiş. Amerika&#8217;da, bu yılın Mart ayında yayımlanan son iki romanıyla beraber kitaplarının sayısı 22&#8242;ye ulaşan Coben&#8217;in aynı zamanda bazı deneme ve kısa hikayeleri de bulunuyor.</p>
<p>İlk olarak, yazarın bağımsız romanlarına bakalım. Amerika&#8217;da sırasıyla; Play Dead (1990), Miracle Cure (1991), Tell No One (2001), Gone For Good (2002), No Second Chance (2003), Just One Look (2004), The Innocent (2005), The Woods (2007), Hold Tight (2008), Caught (2010) ve son olarak Stay Close (2012). Romanlardan Tell No One, 2006 yılında beyazperdeye aktarılmış. Orijinal adı “Ne le dis a personne” olan filmin yönetmenliğini Guillaume Canet yapmış ve Françoiş Cluzet başrolde oynamış. Film, “En İyi Yönetmen”, “En İyi Aktör”, “En İyi Montaj” ve “En İyi Film Müziği” olmak üzere toplam 4 adet Cesar ödülü almış. Ayrıca “Dallas Fort Worth Film Eleştirmenleri Derneği En İyi Yabancı Film”, “Lumiere En İyi Film”, “Lumiere Dünya Seyircisi”, “Etoile d&#8217;Or En İyi Aktör” ve “Etoile d&#8217;Or En İyi Orijinal Müzik” ödüllerini de almış.</p>
<p><img class="alignright" style="border-width: 4px; border-color: black; border-style: solid; margin: 4px;" src="http://www.ilknokta.com/urun/G/130595.jpg" alt="" width="130" height="210" />Ülkemizde de geniş bir hayran kitlesi olan Bolitar serisi ise sırasıyla; Deal Breaker (1995), Drop Shot (1996), Fade Away (1996), Back Spin (1997), One False Move (1998), The Final Detail (1999), Darkest Fear (2000), Promise Me (2006), Long Lost (2009), Live Wire (2011) ve son Bolitar romanı Shelter (2012). Coben, serinin son romanı Shelter&#8217;la Genç Yetişkin dalında bu yılın Edgar Ödülü adayı. Bu seriden kısaca bahsetmek gerekirse; baş karakter, Duke Üniversitesi basketbol oyuncusu iken geçirdiği bir diz sakatlanması sonucu profesyonel spor kariyerini bırakmak zorunda kalıp Harvard Hukuk Fakültesini bitiren ve spor temsilcisi olarak hayatını devam ettiren Myron Bolitar. Bolitar, profesyonel hizmetinin yanı sıra müşterilerinin ihtiyaç duydukları anlarda -ki; bu ihtiyaçlar ancak özel bir dedektifin halledebileceği sorunlar şeklinde ortaya çıkıyor- onlara yardım eli uzatan, 1.95 cm. boyunda, kadınlar tarafından “yakışıklı” olarak tanımlanan, aile bağları güçlü, çekici bir karakter. En yakın arkadaşı Win, serinin 7. romanına kadar asistanı, daha sonra ortağı olarak karşımıza çıkan Esperanza ve bir dargın-bir barışık şekilde hayatının en uzun beraberliğini yaşadığı güzel, başarılı yazar Jessica Culver da Bolitar serisinin değişmez karakterleri.</p>
<p>Harlan Coben, genel olarak aile bağlarını içeren temaları, geçmişteki yansımaların günümüze şok dalgaları gönderdiği hikayeleri sevdiğini ifade ediyor. Eski sırlar, belki hala hayatta olan kayıp insanlar, kurtarma ve kurtarılma gibi konular Coben&#8217;in romanlarında rastlayacağınız en belirgin unsurlar. Yazarın şu anda hayatta olmayan anne ve babasına duyduğu özlem, romanlarında görülen aile bağları temasının dayanak noktası diyebiliriz. Yazarın kendisi de bu konuda şöyle söylüyor: “Bolitar serisinde, bu özlemi biraz olsun yatıştırmak adına Myron Bolitar&#8217;ın aile ilişkilerini devam ettiriyorum.” Harlan Coben, romanlarında genellikle New Jersey banliyölerini mekan olarak kullanıyor. Halen New Jersey&#8217;de yaşamakta olan yazar, bunun nedenini de annesine ve kendi aile ilişkilerine bağlıyor. Merak edenler için Harlan Coben&#8217;in denemelerinden, yazarın kendi resmi sitesinden ulaşabilecekleri “A Tribute To Mom” (Anneye Övgü) ve “The Key To My Father”ı (Babamın Anahtarı) önerebilirim. Ancak denemeler, sadece İngilizce olarak mevcut.</p>
<p>Harlan Coben çok satan bir yazar olmasına rağmen romanları ülkemizde basılmaya başlayana kadar oldukça uzun bir süre geçiyor. Türk okuyucuları ilk olarak 2004 yılında Başka Şansın Yok (No Second Chance) adlı kitapla tanışmışlar. Bu kitabı yine 2004&#8242;te basılan Kimseye Söyleme (Tell No One) ve 2005&#8242;te Karanlık Fotoğraf (Just One Look) takip etmiş. Her üç kitap da Babıali Kültür Yayıncılığı tarafından yayımlanmış.</p>
<p>Sonrasında üç yılı aşkın bir suskunluk dönemi var. Bu sürenin ardından 2008&#8242;de Asla Vazgeçme (Hold Tight) ile Harlan Coben tekrar Türk okuyucularıyla buluşuyor. Bu sefer yayınevi Martı Yayıncılık. Bu yazıya başlarken yine bir “yazar-yayınevi karmaşası” diye düşündüm ve kafamda oluşan soru işaretlerini gidermek için Martı Yayıncılık&#8217;ın kapısını çaldım. Genel Yayın Yönetmeni Sayın Şahin Güç, sorularımı büyük bir içtenlikle yanıtladı. Bu yazı aracılığıyla da; kendisine, misafirperverliği ve yardımları için teşekkür etmek isterim. Birçok okuyucunun da aklına takılmış olabilecek bu sorunun aslında çok basit bir cevabı varmış: Yabancı bir yazarın kitaplarının farklı yayınevleri tarafından basılması; bir sorun, bir hata veya şaşırılacak bir durum değil. Çünkü, yabancı yazarlar kitap haklarını, kendi ülkelerinde farklı ajanslara satabildikleri için kitaplar Türkiye&#8217;de de farklı ajanslara ulaşıp bu ajansların çalıştığı değişik yayınevleri tarafından basılabiliyor. 2008&#8242;den itibaren Harlan Coben sadece Martı Yayıncılık tarafından basılıyor. Yayınevi, Coben&#8217;in bağımsız romanlarını; 2009&#8242;da Orman (The Woods), 2011&#8242;de Kapan (Caught) olarak yayımlamış.</p>
<p><img class="alignleft" style="border-width: 4px; border-color: black; border-style: solid; margin: 4px;" src="http://www.ilknokta.com/urun/K/67716.jpg" alt="" width="113" height="170" /></p>
<p>Bolitar serisine gelirsek; 2009&#8242;da Oyunbozan (Deal Breaker), 2010&#8242;da Kayıp (Long Lost) ve aynı yıl Büyük Vuruş (Drop Shot), 2011&#8242;de Geri Dönüş (Back Spin) basılıyor. Bolitar serisi, ülkemizde kendi kronolojik sıralamasında yayımlanmamış ama bu bir problem olarak karşımıza çıkmıyor. Çünkü Bolitar serisi, birbirinin devamı olan dizi kitaplardan oluşmuyor. Türk okuyucuların, yazarın bağımsız romanlarından çok Bolitar serisini tercih ettiğini ifade eden Sayın Şahin Güç&#8217;ün Bolitar severlere de bir müjdesi var: Serinin üçüncü kitabı, yazarına iki ödül birden kazandıran “Fade Away” Temmuz ayında piyasada olacak. (1997 Edgar Ödülü, 1997 Shamus Ödülü)</p>
<p>Sonuç olarak, Harlan Coben, kitapları 41 farklı dilde yayımlanmış, dünya çapında 50 milyon baskıya ulaşmış, bir düzineyi aşkın ülkede “Çok Satanlar” listesinde 1 numara olmuş, Edgar, Shamus ve Anthony ödülleri sahibi, ayrıca bu ödüllerin üçünü birden alan ilk yazar olma ünvanına sahip. Bu rakamlar ve tanımlar şu basit gerçeği söylüyor: Polisiye- gerilimi edebi bir tür olarak görmeyenler için belki de hiç varolmayan ve bazı eleştirmenlerin de “piyasa yazarı” olarak tanımladığı Harlan Coben, bir “piyasa yazarı” olarak polisiye severleri gerçekten mutlu ediyor, çok iyi satıyor ve çok iyi kazanıyor. Benim için, yazdığı sürece keyifle okuyacağım, yazmayı bırakırsa da her zaman hatırlayacağım bir yazar olacak.</p>
<p><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.jcgrange-turkiye.com%2Fharlan-coben-uzerine.html&amp;title=HARLAN%20COBEN%20%C3%9CZER%C4%B0NE" id="wpa2a_6"><img src="http://www.jcgrange-turkiye.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.jcgrange-turkiye.com/harlan-coben-uzerine.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>POLİSİYE AKŞAMLIDIR DEVLETLUM</title>
		<link>http://www.jcgrange-turkiye.com/polisiye-aksamlidir-devletlum.html</link>
		<comments>http://www.jcgrange-turkiye.com/polisiye-aksamlidir-devletlum.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Apr 2012 08:21:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Beynunet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türk Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet ümit fatih mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet ümit yeni kitabı]]></category>
		<category><![CDATA[sultanı öldürmek]]></category>
		<category><![CDATA[sultanı öldürmek inceleme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.jcgrange-turkiye.com/?p=631</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Tanıdık yüzler, tanıdık eşyalar, tanıdık sözcüklerden oluşan devasa bir girdabın ortasında gibiydim. Nüzhet&#8217;in donuk mavi gözleri, cansız bedeni, Şaziye&#8217;nin gizlemeye çalıştığı sır, Akın&#8217;ın çaresizliği, Teoman&#8217;ın dostluğu, Çetin&#8217;in yalancılığı, Erol&#8217;un sinsiliği, Sibel&#8217;in tutkusu, Mansur&#8217;un sahtekârlığı, Yağız&#8217;ın nefreti, Hasan Usta&#8217;nın üçkâğıtçılığı, Adem&#8217;in açgözlülüğü&#8230; Ve elbette insan sarrafı Başkomiser Nevzat, aydınlık yüzlü Zeynep ve delişmen Ali&#8230; Ve Freud&#8217;un [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="border-width: 7px; border-color: black; border-style: solid; margin: 7px;" src="http://www.ilknokta.com/urun/S/134703.jpg" alt="" width="105" height="176" /></p>
<p>&#8220;Tanıdık yüzler, tanıdık eşyalar, tanıdık sözcüklerden oluşan devasa bir girdabın ortasında gibiydim. Nüzhet&#8217;in donuk mavi gözleri, cansız bedeni, Şaziye&#8217;nin gizlemeye çalıştığı sır, Akın&#8217;ın çaresizliği, Teoman&#8217;ın dostluğu, Çetin&#8217;in yalancılığı, Erol&#8217;un sinsiliği, Sibel&#8217;in tutkusu, Mansur&#8217;un sahtekârlığı, Yağız&#8217;ın nefreti, Hasan Usta&#8217;nın üçkâğıtçılığı, Adem&#8217;in açgözlülüğü&#8230; Ve elbette insan sarrafı Başkomiser Nevzat, aydınlık yüzlü Zeynep ve delişmen Ali&#8230; Ve Freud&#8217;un o meşhur makalesi: Dostoyevski ve Baba Katilliği&#8230; Osmanlı&#8217;nın Roma&#8217;dan, Roma&#8217;nın Hititlerden, Hititlerin Allah bilir hangi zalim hanedan sülalesinden aldığı kanlı gelenecek&#8230; Ve kıskanç âşık Müştakl&#8230; Eski sevgilinin kuğu gibi ince boynuna saplanan gümüşten, Fatih tuğralı mektup açacağı&#8230; Ve Sultan Mehmed Han&#8230; İki karanın ve iki denizin hâkimi&#8230; Roma&#8217;nın doğal varisi, İslâm&#8217;ın kılıcı&#8230; Yoksa babasının ilgisini çekemediği için, kırık kalpli bir çocuk mu?&#8221;</p>
<p>Ahmet Ümit&#8217;in yeni kitabı Sultanı Öldürmek raflarda yerini aldı. Adından, kapağından da anlaşılacağı üzere Fatih&#8217;i barındıran roman, bu sefer biraz &#8220;havada&#8221; kaldı. Niçin mi havada kaldı? Buyrun o vakit incelememize&#8230;</p>
<p><span id="more-631"></span></p>
<p>İçinde bulunduğumuz yıl Fatih açısından hayli verimli oluyor. Gerçi namını bilmeyen yoktur ve namına nam katmaya gerek yoktur ya Fatih&#8217;in, yine de sinemadan, romanlara girmesi Fatih&#8217;in daha da tanınması için hayli iyi oluyor. Ahmet Ümit bu furyaya kapılan birisi değil, onun Sultanı Öldürmek isimli kitabını hayli önceler yazmaya başladığını biliyoruz, ama yayını tam da iyi bir döneme geldi, hali hazırda bu kadar tarihe hiç olmadığı kadar rağbet artmışken, iyi de oldu.</p>
<p>Fakat gelgelim, kitap bize ne sunuyor? Bir tarihî kitap mı yoksa polisiye mi? Bize soracak olursanız maalesef her ikisi de değil, karışım diyeceğiz. Açıkça Umberto Eco&#8217;nun Gülün Adı gibi bir kitap bekliyorduk, fakat kitap bitince biraz hayal kırıklığına uğramadık değil. Evvela kısaca bir özet geçelim ki konu anlaşılabilsin.</p>
<p><img class="alignright" style="border-width: 3px; border-color: black; border-style: solid; margin: 3px;" src="http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/298481.jpg" alt="" width="126" height="160" />Müştak Serhazin, altmışlarında bir tarih profesörüdür. Çocukluğu zor geçmiş, otoriter babası ve &#8220;kıyamamcı&#8221; annesi tarafından yumuşaklık ve sertlik arasında gidip gelmiş, kendisini rahat ifgade edemeyen, hattâ yer yer psikolojik sorunlar yaşayan ve pskolojik füg hastalığı olan, tarihe gönül vermiş birisidir. Hayatında en önemli kişi, şüphesiz yirmi bir yıl önce ayrıldığı Nüzhet Hanımdır. Nüzhet ile Müştak büyük bir aşk yaşamışlar fakat Nüzhet, Müştak&#8217;ta aradığını bulamımış, onu terketmiştir. Bu durum Müştak&#8217;ı etkiler elbette. Ve hayatının kadınını unutamaz, &#8220;şahane bir aşk yaşadığından dolayı hayatını boşa harcamış&#8221; olur.  Nüzhet de Müştak gibi tarih profesörüdür ancak klasik kalıpları yıkmak gibi bir düşüncesi vardır. Yani neden tarihteki her kişiye peygamber gözüyle bakalım, onları göklere çıkaralım yahut yerin dibine geçirelim, gibisinden son derece doğru bir zihniyete sahiptir. Fakat bu yolda bazı zorluklarla karşılaşır -haliyle. Bilhassa padişahların evliya kılığına büründürülmesiyle onların insanî zaaflarını söylemek &#8220;hata&#8221; olduğundan Nüzhet, burada duramayacağını anlar ve Şikago&#8217;ya gidip, orada birisiyle evlenir.</p>
<p>Bunlar olmuş, aradan da yirmi sene geçmişken Müştak&#8217;ın bir gün telefonu çalar. Telefonun ucundaki ses Nüzhet&#8217;e aittir. Müştak heyecanlanır tabii. Kendisini yemeğe davet ediyordur çünkü hayatının aşkı. Böyle olunca hazırlanır, Nüzhet&#8217;in evine yollanır. Psikojenik füg hastalığından muzdarip olan Müştak bu rahatsızlıktan dolayı şüphe kurtçuklarının esiri olacaktır. Çünkü Nüzhet&#8217;i evinde boynuna Fatih&#8217;in tuğrasının işli olduğu bir mektup açacağıyla ölü olarak bulur. Hastalığı nüksettiği sırada böyle bir şey yapmış olabilir mi? Yani terkedişin intikamını almış mıdır? Ya da Nüzhet&#8217;i tarih alanında yaptığı çalışmaları hazmedeyen veya çekemeyen meslektaşları yapmıştır. Ne olursa olsun Müştak artık yarı katildir ve bir katil gibi tereddütle yaşamaya başlar.</p>
<p><img class="alignleft" style="border-width: 3px; border-color: black; border-style: solid; margin: 3px;" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/c/c6/Gentile_Bellini_003.jpg/150px-Gentile_Bellini_003.jpg" alt="" width="120" height="162" /></p>
<p>Ümit, kitabı Müştak&#8217;ın gözüyle anlattığı için Müştak&#8217;ın zihnine, düşüncelerine tanık oluyoruz. Burada bilhassa Ümit&#8217;in başarılı olduğunu, psikolojiyi iyi yansıttığını belirtelim. Öyle ki, çoğu vakit bilinçakışına dahi yaklaşıyor yazar. Ama polisiye olduğunu unutmayarak bunu dozunda bırakıp, tekrar olaya dönüyor. Olay nedir peki? Nüzhet&#8217;in araştırdığı konu, baba katilliği, oğul katilliği ve kardeş katilliği ekseninde Fatih dönemine bakıştır. Taht oyunları baba ve oğulu dahi birbirine düşürdüğü için acaba Fatih, babasını öldürmüş olabilir mi? Ya da oğlunu? Bu konuyu araştırınca tepkileri en başta meslektaşlarından alan Nüzhet, hassas bir mevzuya dokunduğunun bilincindedir ve cinayetiyle bağlantı olabilir mi?</p>
<p>Bundan sonra Müştak, bir ara kendinin katil olmadığına inanır, başkalarının peşine düşer adeta. Ama girdiği olaylar hep sonuçsuz veya istemediği gibi olacak, yine en sonunda şüphe bakışını kendine yöneltecektir. Tabii konuya dahil olan Başkomiser Nevzat ve şürekası da cinayetin çözümünde rol alacaklardır. Belirtelim, Nevzat ve ekibi bu kitapta hayli sönük, alelade kişilikler. Ümit, bunun bir Nevzat kitabı olmadığını okura hatıurlatıyor ve yine de ahde vefa gösterip, anlaşılan Nevzat&#8217;ı konu dışında gönlü elvermemiş olacak.</p>
<p>Asıl meseleye gelecek olursak, kitap görüldüğü üzere tarihî bir yapıya sahip. Ama tarihi ciddi olarak kitabın üç-beş bölüm süresince yapılan Fetih Gezisine katılarak öğrenebiliyoruz. Aslında bundan başka, yani tarih kitaplarında anlatılandan başka bir şey de anlatmıyor bize Ümit. Mesela katillik üzerinde duruyor ama bunu yine okuyucuya bırakıyor, halbuki beklerdik ki Ümit&#8217;in bir tezi olsun, &#8220;şu olabilir veya olmayabilir&#8221; yerine şaşırıtıcı bir tezle kitabını harmanlasın. Roman olup, tarih kitabı olmadığı için bunun tek geçerliliği de Ümit&#8217;e ait olurdu. Ama biz o an derdik ki, &#8220;İşte bak, yazar şunu söylüyor, bu gerçek olabilir, yabana atmayalım.&#8221; Açıkçası romandaki katillik meselesi zaten bilinen, tarihçilerin yıllardır tartışığı bir konu. Öyle ki, TV programların da bile kardeş katli, baba katli Fatih ekseninde alelade konuşuluyor. Ve ayrıca bunun kitaba yansıması da doyurucu değil. Netice de Fatih&#8217;i katillikle suçlayan bir profesörün kolayca öldürüleceğine ihtimal vermiyoruz, yani tepkiler olabilir ama kimse bunu dedi diye (çünkü konu zaten yıllardır tartışılıyor ve akedemik çevre dışına taşmıyor) evinde hunharca öldürüleceği ne kadar gerçekçi?</p>
<p>Polisiye de her şeyden önemlisinin &#8220;inandırıcılık&#8221; olduğunu Ümit bizden daha iyi bilir elbet. Tarihi iyi yedirmiş romanına, ama salt bu yeterli mi? Mesela madem Fatih konu ediniliyor, o dönemde geçen bir konu ve karakterler üzerine kurulsa daha gerçekçi ve Ümit için de &#8220;farklı&#8221; olabilirdi. Zira bir hata yapmış ki Ümit, açıkçası bizi şaşırttı ve diğer eleştiriler belki kişiden kişiye değişir, ama iyi polisiye yazma ihtiyacı güden birisi şimdi söyleyeceğimiz şeyi asla yapmamalı: Efendim, polisiyenin bazı kuralları vardır ve onlara uymazsanız açıkçası yadırganırsınız. Bu kuralların en başında &#8220;Katil, uşak olamaz&#8221; gelir. Ümit&#8217;in kitabında uşak elbette yok, ama 500 sayfanın yarısının sürekli Müştak&#8217;ın çocukluğundaki yaşadıklarının tekrarı ve bu tekrara binaen &#8220;katili ısrarla uşak&#8221; yapan yazar, her şeyi hiçe sayarak açıkçası bizi hayrete düşürdü. Eh, hani tarih ve Fatih bu temaya ne oldu dercesine&#8230;</p>
<p>Biz 500 sayfalık kitabı rahat 100 sayfada daha da iyi bir şekilde anlatılacağına kani olarak, Sultanı Öldürmek, Ümit&#8217;in yaptığı onca araştırmayı keşke iyi değerlendirysedi de iyi bir tema üzerine oturtsaydı diyoruz. Ahmet Ümit&#8217;i severiz, ülkemizde polisiyenin nadir isimlerindendir, ama &#8220;polisiye akşamlıdır devletlûm&#8221;.</p>
<p>Yine de okumanızı tavsiye eder, kötü olmayan bir polisiye okuyabilirsiniz.</p>
<p>Sultanı Öldürmek<br />
Ahmet Ümit<br />
Everest Yayınları 2012-517 sayfa</p>
<p><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.jcgrange-turkiye.com%2Fpolisiye-aksamlidir-devletlum.html&amp;title=POL%C4%B0S%C4%B0YE%20AK%C5%9EAMLIDIR%20DEVLETLUM" id="wpa2a_8"><img src="http://www.jcgrange-turkiye.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.jcgrange-turkiye.com/polisiye-aksamlidir-devletlum.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HİÇ MİLLÎ MARŞTA &#8216;KORKMA&#8217; OLUR MU?</title>
		<link>http://www.jcgrange-turkiye.com/hic-milli-marsta-korkma-olur-mu.html</link>
		<comments>http://www.jcgrange-turkiye.com/hic-milli-marsta-korkma-olur-mu.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Apr 2012 17:35:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Beynunet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müsvedde]]></category>
		<category><![CDATA[korkma istiklal marşı]]></category>
		<category><![CDATA[korkma telmih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.jcgrange-turkiye.com/?p=628</guid>
		<description><![CDATA[Efendim, malumunuz millî marşımız &#8216;korkma&#8217; diye başlamaktadır ve bir takım zevatlar bazı zamanlarda ısrarla şöyle bir soru dile getirmektedirler: &#8220;Yahu bu nasıl iştir, hiç bir milletin marşı korkaklık ile başlar mı?&#8221; Bunu öylesine diyalektik biçimde sunarlar ki, dinleyen adeta hak verir duruma gelir. Fakat kendi sığlıklarından dolayı acaba bu marşın şairinin derinliğini anlayamadıklarını hiç düşünmezler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="border-width: 5px; border-color: black; border-style: solid; margin: 5px;" src="http://www.yeniasya.com.tr/2010/03/12/resim/g.jpg" alt="" width="144" height="146" /></p>
<p>Efendim, malumunuz millî marşımız &#8216;korkma&#8217; diye başlamaktadır ve bir takım zevatlar bazı zamanlarda ısrarla şöyle bir soru dile getirmektedirler: &#8220;Yahu bu nasıl iştir, hiç bir milletin marşı korkaklık ile başlar mı?&#8221; Bunu öylesine diyalektik biçimde sunarlar ki, dinleyen adeta hak verir duruma gelir. Fakat kendi sığlıklarından dolayı acaba bu marşın şairinin derinliğini anlayamadıklarını hiç düşünmezler mi? Bakın &#8216;korkma&#8217; gerçekten korkaklık mıdır?..</p>
<p><span id="more-628"></span></p>
<p>Son zamanlarda bir zatın Mehmed Âkif hakkında ileri geri konuştuğu hakkında basında haberler yer alıyor, hatta bu mevzuda bir ses kaydı da iddialar arasında. Mezkûr zat tuhaf tuhaf konuşan, kafasında fesle dolaşıp, maalesef beyin yıkayan birisidir. Hatta konferanslara davet edilmekte, kitapları alınıp okunmaktadır dahi! Son vecizelerinden birisi de marşımızın neden &#8220;korkma&#8221; ile başladığı?</p>
<p>Hâlâ ülkemizde böylesine küçücük sorunlara gark olmuşken, neden muhasırlaşamamanın ve de kısır döngüye kapılıp kaldığımızın en tesirli örneklerinden birisi bu durum. Şimdi, böyle bir konu açmak haydi diyelim bilgisizlikten dolayı, ya tutup bundan dolayı büyük şaire &#8220;serseri&#8221; demek ne demektir? İşin tuhafı, bu zatı muhafazakâr kesim sahiplenir, ama nedense Mehmed Akif gibi birisine söylediği laflardan dolayı kimse sesini çıkarmıyor. Kafasındaki fesi, yakasındaki Devlet-i Aliyye-i Osmaniye rozeti ile padişahlığını mı iddia etti nedir?</p>
<p>Her neyse, bu zihinden olan kişilere sadece şunu hatırlatalım ki, bir ülkenin millî marşı, dere kenarında oturulup yazılacak bir şiir değildir. Haliyle dönemin psikolojisi iyi etüt edilip, marşa o şekilde bakılmalıdır. Burada detaylıca Akif şöyle yazdı, böyle yaptı demiyeceğiz, merak eden öğrenir, zira hayli yayın bulunmakta. Gelgelelim, üşenip okumayan ve &#8220;korkma&#8221; da neyin nesi diyenlere kısa bir cevap şart olmuştur.</p>
<p>1-) Dönem hiç de korkulmayacak bir zaman değildir. Koca imparatorluk alaşağı edilmiş, kala kala bir avuç toprak kalmış ve onun da elde tutulacağı muğlaktır. Bu halde korkmayıp ne yapacaktır insan? İnsanda korku cesaretten daha baskındır.  Sadece filmlerde görülen o hamasetler gerçek hayatta istisnai görülür. Bunu anlamak bu kadar zor olmasa gerek.</p>
<p>2-) Ki en önemli madde budur: &#8220;Korkma&#8221; bir telmihtir. Mehmed Akif&#8217;in kişiliği de göz önünde bulundurulunca nereye telmihtir bir düşünelim. Bu marşımızı maalesef duvardaki panolara mahkûm ettiğimizden dolayı pek bilinmez ama marş da hayli söz sanatı vardır ve korkma da bunlardan birisidir.</p>
<p>Hz. Muhammed, Mekkeli müşriklerden yanında Hz. Ebubekr ile uzaklaşmaya çalışırken bir mağaraya sığınırlar. Burada haliyle Hz. Ebubekr korkar ve tedirgin olur. İşte Hz. Peygamber şöyle bir söz sarfeder: &#8220;Korkma! Allah bizimle beraberdir.&#8221;</p>
<p>Dolayısıyla marştaki ilk söz, Hz. Ebubekr&#8217;in durumuna düşmüş halka söylenen &#8220;Allah bizimle beraberdir&#8221; sözünün telmihidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Velhasıl, marşın derinliği anlaşıldığında Akif&#8217;in korkaklık yapmadığını ( bu da ne demekse zaten, faşist fikre sahip olanlar Rambo gibi &#8220;kahramanlıklar&#8221; beklerler her zaman), sadece  halka Huda&#8217;nın vadettiği günlerin yakında doğacaını, söyledğini anlıyoruz. Akif ve marş hakkında konuşmadan önce en azından birazcık bilgiye sahip olunursa en azından böyle cahilce laf u guzaflar sarfedilmez. Hele hele ne hazindir ki, Akif kadar muzdarip bir şair bugün bile haksızlığa maruz kalıyor.</p>
<p><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.jcgrange-turkiye.com%2Fhic-milli-marsta-korkma-olur-mu.html&amp;title=H%C4%B0%C3%87%20M%C4%B0LL%C3%8E%20MAR%C5%9ETA%20%E2%80%98KORKMA%E2%80%99%20OLUR%20MU%3F" id="wpa2a_10"><img src="http://www.jcgrange-turkiye.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.jcgrange-turkiye.com/hic-milli-marsta-korkma-olur-mu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8221;ŞU SICAK TÜRKLER&#8221;</title>
		<link>http://www.jcgrange-turkiye.com/su-sicak-turkler.html</link>
		<comments>http://www.jcgrange-turkiye.com/su-sicak-turkler.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Mar 2012 19:25:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Beynunet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müsvedde]]></category>
		<category><![CDATA[grange amnesia]]></category>
		<category><![CDATA[grange le passager]]></category>
		<category><![CDATA[grange yolcu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.jcgrange-turkiye.com/?p=624</guid>
		<description><![CDATA[Kitapları otuz dile çevrilen Jean-Christophe Grangé ile söyleşim oldukça keyifli geçti. Dünyanın en çok satan gerilim yazarlarından olan Grange, beyazperde de Kızıl Nehirler, Videcq ve Taş Meclisi gibi senaristlik yahut kitap uyarlamalarından tanınıyor. Ayrıca 2007 yapımı Kızıl Nehirler filmi Grinzane Sinema Ödülü&#8217;nü kazandı. Son romanı (Le Passager) ise Fransa&#8217;da 300.00 baskıya ulaştı. Biz de ise [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="border-width: 7px; border-color: black; border-style: solid; margin: 7px;" src="http://www.forfatterweb.dk/forfatterweb/billeder/grange-jean-christophe.jpg" alt="" width="137" height="206" /></p>
<p>Kitapları otuz dile çevrilen Jean-Christophe Grangé ile söyleşim oldukça keyifli geçti. Dünyanın en çok satan gerilim yazarlarından olan Grange, beyazperde de Kızıl Nehirler, Videcq ve Taş Meclisi gibi senaristlik yahut kitap uyarlamalarından tanınıyor. Ayrıca 2007 yapımı Kızıl Nehirler filmi Grinzane Sinema Ödülü&#8217;nü kazandı. Son romanı (Le Passager) ise Fransa&#8217;da 300.00 baskıya ulaştı.</p>
<p>Biz de ise Garzanti yayınevi tarafından yayımlanan Le Passager (İtalyanca: Amneisa) İtalyan okurları da hayli memnun edecek gibi duruyor. 752 sayfadan müteşekkil kitap, elinizden kolay kolay bırakamayacağınız türde.  Festival için ülkemize gelen Grange ile kendisi ve kitapları üzerine konuştuk.</p>
<p>Grange&#8217;nin İtalya&#8217;da bulunması vesilesiyle yapılan röportajı sizlere sunuyoruz. Grange hakkında her röportajda yeni şeyler öğrendiğimiz için, bu röportajı da keyifle okuyacağınızdan eminiz.</p>
<p><span id="more-624"></span></p>
<p>ROMA- Di MARIANGIOLA CASTROVILLI</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kitapları otuz dile çevrilen Jean-Christophe Grangé ile söyleşim oldukça keyifli geçti. Dünyanın en çok satan gerilim yazarlarından olan Grange, beyazperde de Kızıl Nehirler, Videcq ve Taş Meclisi gibi senaristlik yahut kitap uyarlamalarından tanınıyor. Ayrıca 2007 yapımı Kızıl Nehirler filmi Grinzane Sinema Ödülü&#8217;nü kazandı. Son romanı (Le Passager) ise Fransa&#8217;da 300.00 baskıya ulaştı.</p>
<div class="wp-caption alignright" style="width: 124px"><img src="http://photo.goodreads.com/books/1330791368l/13509108.jpg" alt="" width="114" height="170" /><p class="wp-caption-text">İtalyaca Le Passager</p></div>
<p>Biz de ise Garzanti yayınevi tarafından yayımlanan Le Passager (İtalyanca: Amneisa) İtalyan okurları da hayli memnun edecek gibi duruyor. 752 sayfadan müteşekkil kitap, elinizden kolay kolay bırakamayacağınız türde.  Festival için ülkemize gelen Grange ile kendisi ve kitapları üzerine konuştuk.</p>
<p>Grange konuşuyor: Amnezi (hafıza kaybı) aslında haytli ilgimi çeken bir konuydu. Düşünün bir, normal olarak gözüküyorsunuz ama hafıza kaybından dolayı aslında yaşamızın bir bölümü kayıp. Yani parçanız kayıp. Ki bunun üstüne düşününce insan gerçekten tuhaf oluyor. O kayıp olan parça nasıldı, bir nevî hayalet gibi yaşıyor amneziye sahip kişi. Hal böyle olunca romanıma da yansıtmam aslında gerilim olarak güçlü oldu diyebilirim.</p>
<p>Okuyucu ile ilişkisinizi nasıl buluyorsunuz?</p>
<p>Elbette, 10 yıllık bir serbest muhabirlik deneyimim var. Bu süre zarfında gezdiğim yerler, bana pek çok insan gösterdi. Ve onları tanıyınca bir şekilde okuyucu ile bağım oluştu diyebilirim. Yani onlar &#8216;önokuyucum&#8217; idiler. Gelgelelim, yazar olarak okuyucuyla ilişkimi ben tam söyleyemem, bunu okur söyler. Fakat tahminimce okuyucuyu gerçek ve canlı olarak görürüm, bazı yazarların aksine.</p>
<p>Şimdide Grange&#8217;in &#8216;en&#8217;lerini öğreniyoruz.</p>
<p>En sevdiğiniz şehir?</p>
<p>-Paris</p>
<p>En  sıcak hayranlarınız?</p>
<p>-Türkler</p>
<p>Aşk, sizce nedir?</p>
<p>-Her şeyi kapsayan bir şey.</p>
<p>Ve dostluk?</p>
<p>-Yaşamın %10&#8242;u.</p>
<p>Psikologa gider misiniz?</p>
<p>-Evet, yılda en az bir kez.</p>
<p>Şu an ne okuyorsunuz?</p>
<p>-Donato Carrisi&#8217;den bir kitap.</p>
<p>En sevdiğiniz film?</p>
<p>-Hemen söylemek zor, hayli sevdiğim var çünkü.</p>
<p>En sevdiğiniz erdem?</p>
<p>-Cömertlik.</p>
<p>En nefretiniz?</p>
<p>-Alçaklık.</p>
<p>Issız adaya düşseniz?</p>
<p>-Bir defter ve kalem isterdim sadece.</p>
<p>Hayatta şahsınız için neyi isterdiniz?</p>
<p>-Daha iyi bir müzik bilgisine sahip olmayı.</p>
<p>Yazmak isteyip de yazamadığınız?</p>
<p>-Romantik komedi (gülüyor.)</p>
<p>Arthur Miller, kitaplarına bir ebeveyn şefkatiyle yaklaşıyor. Siz?</p>
<p>-Evet, hepsini aynı kertede severim.</p>
<p>Nasıl hatırlanmak istersiniz?</p>
<p>-Hafiye hikâyeleri yazan birisi olarak.</p>
<p>Ölüm hakkında?</p>
<p>-Diğer tarafa inanırım, ölümden korkmam.</p>
<p>Uyumadan önce yaptığınız son şey?</p>
<p>-Karımı kucaklamak.</p>
<p>Yaşamanızda son 12 saatiniz kaldı ve&#8230;?</p>
<p>-Daha hızlı yazmaya çalışırdım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>-Corriere. <em>İtalyanca çeviri için İbrahim Özkorkut&#8217;a teşekkürler.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.jcgrange-turkiye.com%2Fsu-sicak-turkler.html&amp;title=%E2%80%9D%C5%9EU%20SICAK%20T%C3%9CRKLER%E2%80%9D" id="wpa2a_12"><img src="http://www.jcgrange-turkiye.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.jcgrange-turkiye.com/su-sicak-turkler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Baldacci Üzerine</title>
		<link>http://www.jcgrange-turkiye.com/baldacci-uzerine.html</link>
		<comments>http://www.jcgrange-turkiye.com/baldacci-uzerine.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Mar 2012 07:38:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Beynunet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[cehennem köşesi]]></category>
		<category><![CDATA[david balllaci]]></category>
		<category><![CDATA[mezar gibi soğuk]]></category>
		<category><![CDATA[the camel club]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.jcgrange-turkiye.com/?p=614</guid>
		<description><![CDATA[&#8221;Hızını alınca kimse Baldacci&#8217;yi tutamaz.&#8221; diye tanımlanan Baldacci&#8217;nin kitapları ülkemizde yayımlandıktan sonra aslında olumlu tepkilerle karşılaştılar. Fakat şunu söylemek gerekir ki, Baldacci kitapları bir serinin halkalarıdır ve yayınevleri maalesef seriyi bozup adeta &#8216;kafalarına&#8217; göre yayın yapmışlardır. Ayrıca yazarın kitaplarının farklı yayınevleri ve çevirmenlerin elinden de çıkması işi daha da karmaış hale getirmiştir. Baldacci ve kitapları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="border-width: 7px; border-color: black; border-style: solid; margin: 7px;" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/9/9d/DBaldacci.jpg/220px-DBaldacci.jpg" alt="" width="101" height="124" /></p>
<p>&#8221;Hızını alınca kimse Baldacci&#8217;yi tutamaz.&#8221; diye tanımlanan Baldacci&#8217;nin kitapları ülkemizde yayımlandıktan sonra aslında olumlu tepkilerle karşılaştılar. Fakat şunu söylemek gerekir ki, Baldacci kitapları bir serinin halkalarıdır ve yayınevleri maalesef seriyi bozup adeta &#8216;kafalarına&#8217; göre yayın yapmışlardır. Ayrıca yazarın kitaplarının farklı yayınevleri ve çevirmenlerin elinden de çıkması işi daha da karmaış hale getirmiştir.</p>
<p>Baldacci ve kitapları üzerine.</p>
<p><span id="more-614"></span></p>
<div class="wp-caption alignright" style="width: 115px"><img style="border-width: 0px; border-color: currentColor; border-style: none; margin: 0px;" src="http://www.ilknokta.com/urun/C/129917.jpg" alt="" width="105" height="151" /><p class="wp-caption-text">Cehennem Köşesi</p></div>
<p>İlk olarak David Baldacci&#8217;nin &#8220;Mezar gibi Soğuk&#8221; adlı kitabını seçtim. Şubat  2011 de Türkçe olarak Yapı Kredi Yayınları tarafından basıldı. Bu kitap David Baldacci &#8216;nin bir dörtlemesinin 3. kitabı,  2. kitap&#8221;Koleksiyoncular&#8221; yine  Yapı Kredi Yayınları&#8217;nın bir markası olan Meridyen tarafından 2009 da basıldı.  Koleksiyoncular&#8217;ı doğrusu büyük bir keyifle okudum. Cinayetten çok maceranın ön plana çıktığı romanları sevenler için iyi bir tercih. Evet cinayet var; ancak ya fon olarak kalıyor ya da yan olay. Siz de tekrar kitabın kahramanlarıyla yola devam ediyorsunuz. &#8221; Mezar gibi Soğuk &#8221; ta şiddetin dozu biraz artıyor,  tempo daha yüksek ve bence aynı derecede keyifli.</p>
<p>Fakat benim özellikle altını çizmek istediğim konu kitapların özetsel incelemesinden ziyade, harika bir dörtlemenin kelimenin tam manasıyla ziyan edilmiş olması. Çünkü bu dörtlemenin 1. kitabı Türkiye&#8217;de basılmadı. Yapı Krediyi arayarak bizzat sordum. 1. kitabın yayın hakları firmalarında değilmiş. Türkiye&#8217;de daha önce Altın Kitaplar yazarın yayın hakkına sahipti. Fakat altın kitaplar da 1. kitabı basmadı. Sonuçta 2. kitapla başlandı, yaklaşık 2 yıl sonra 3. kitap geldi. 1. ile tanışamadık.  4. kaderi de kimin ellerinde, bilemiyorum.</p>
<div class="wp-caption alignleft" style="width: 113px"><img class="   " src="http://s11.bdbphotos.com/images/orig/p/n/pnf99py1nr381yr9.jpg" alt="" width="103" height="158" /><p class="wp-caption-text">Deve Kulübü</p></div>
<p>&#8220;Deve Kulübü&#8221; adlı grup kitapların baş karakteri. Kulübün her üyesi kendine özgü nitelikleri, özellikleri ve tuhaflıkları olan &#8220;eski tüfekler&#8221;.  İşte bu yüzden orijinal adı &#8220;Camel Club&#8221; olan, Deve Kulübünün kuruluş öyküsünü okuyacağımız 1. kitabın basılmaması çok büyük bir kayıp okurlar açısından,  yayınevi açısından da yapılmaması gereken bir hata bence. Amerika da 2005, 2006, 2007 ve 2008 tarihlerinde bu dört kitap sırasıyla basılmış. Yani okuyucular 1. kitabı ekim 2005&#8242;te okuyup, bu tarihten tam 3 yıl sonra kasım 2008 de son kitapla buluşmuşlardır. Bu hataların ötesinde,  2. kitap koleksiyoncular da kendini belli eden bir çeviri zorlanması var. Bunu özellikle kitabın başlarında çok daha yoğun hissettim. Sonraları daha akıcı bir hale dönüşse de o rahatsızlık, okuma keyfimi biraz bozdu diyebilirim. Bu fikirlerimi yayıneviyle de paylaştım. İkinci kitapta böyle bir çeviri sorunu yok.</p>
<p>Baldacci nin, orijinal adı &#8220;Hell&#8217;s Corner&#8221; olan kitabı &#8220;Cehennem Köşesi&#8221; olarak Martı Yayıncılık tarafından Kasım 2011&#8242;de Türkçe olarak basıldı. Deve Kulübünü sevenleri mutlu edecek bir kitap. Çünkü Oliver Stone tekrar sahnede. Bu kitapta politikaya biraz daha yakın olacaksınız.</p>
<p>Kısacası; Baldacci, cinayetler kanlı olmasın, olsa da otopsi odasının kokusunu duyurmasın ama heyecan, entrika, biraz politika, macera ve kovalamacaya sonuna kadar varım diyen okuyucular için iyi bir yazar. Okuduğum diğer Baldacci kitapları -Kurtarıcı Altın Kitaplar tarafından Aralık 2000,  şüpheli gerçek Altın Kitaplar  Şubat 2000, Cehennem Köşesi Martı Yayıncılık Kasım 2011-  arasında bana en çok keyif verenler, en çok eleştirmiş olduğum dörtlemenin 2. ve 3. kitaplarıdır.</p>
<p>-Gülçin  Unal</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.jcgrange-turkiye.com%2Fbaldacci-uzerine.html&amp;title=Baldacci%20%C3%9Czerine" id="wpa2a_14"><img src="http://www.jcgrange-turkiye.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.jcgrange-turkiye.com/baldacci-uzerine.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ŞU KÖŞE KISTIRMA KÖŞESİ</title>
		<link>http://www.jcgrange-turkiye.com/su-kose-kistirma-kosesi.html</link>
		<comments>http://www.jcgrange-turkiye.com/su-kose-kistirma-kosesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 04:02:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Beynunet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[köşeye sıkıştırmak hafiye romanı]]></category>
		<category><![CDATA[paul auster]]></category>
		<category><![CDATA[paul auster köşeye sıkıştırmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.jcgrange-turkiye.com/?p=610</guid>
		<description><![CDATA[Gündemimiz kısıtlı veya dolaylı da olsa bazen edebiyat ağırlıklı oluyor. Mesela bir yazar kalkıp ülkeyi eleştirince, &#8216;ülke eleştirilemez, kutsaldır&#8217; mantığı devreye giriyor ve &#8216;Sen kimsin, gelmezsen gelme!&#8217; diye karşılıklar veriliyor. Tabii bu karşılıkların verilmesi son derece anlamsız ama yine de itibarımızı hayli düzelttiği aşikâr. Neyse, biz şimdi bunları bir tarafa bırakalım da Sunset Park, Ay [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="border-width: 5px; border-color: black; border-style: solid; margin: 5px;" src="http://kapak.netkitap.com/075bk/K/koseye_kistirmak_17955.jpg" alt="" width="100" height="156" /></p>
<p>Gündemimiz kısıtlı veya dolaylı da olsa bazen edebiyat ağırlıklı oluyor. Mesela bir yazar kalkıp ülkeyi eleştirince, &#8216;ülke eleştirilemez, kutsaldır&#8217; mantığı devreye giriyor ve &#8216;Sen kimsin, gelmezsen gelme!&#8217; diye karşılıklar veriliyor. Tabii bu karşılıkların verilmesi son derece anlamsız ama yine de itibarımızı hayli düzelttiği aşikâr. Neyse, biz şimdi bunları bir tarafa bırakalım da Sunset Park, Ay Sarayı gibi kitapların yazarı Paul Auster&#8217;in pek bilinmeyen bir kitabı olan Köşeye Kıstırmak&#8217;tan bahsedelim. Bu kitabın polisiye severleri özellikle ilgilendiren tarafı; hafiye romanı olması.</p>
<p><span id="more-610"></span></p>
<p>Auster&#8217;i okumayan gerçek edebiyat sevdalıların olmadığını var sayarak yazar kimdir, nedir diye teferruat vermiyoruz. Zaten son zamanlarda Auster&#8217;i hiç gereği yokken gazetelerde edebiyat harici haberlerle rastlamak mümkün. İlk yazarlık yıllarında bazı büyük ediplerin de yaptığı gibi Auster de hafiye romanı yazarak, hem para kazanmak hem de edibiyat dünyasına dolaylı da olsa bir adım atmak istemiştir. Tabii müstear isimle yayımlanan Köşeye Sıkıştırmak isimli kitabı, baştan söylemek gerekirse dört dörtlük bir hafiye kitabı değil. Ama karakterlerin derinliği kısmen de olsa Simenon benzeri bir yapıyla verilmiş ve bu da kitaba değer kazandırmış.</p>
<div class="wp-caption alignright" style="width: 128px"><img src="http://www.24kitap.com/resim/yazar/paul-auster-kitapnettrMRKPUYRWCH69827.jpg" alt="" width="118" height="120" /><p class="wp-caption-text">Paul Auster</p></div>
<p>Hikâyemiz aslında kitabın arka kapağında (bu kadar nasıl iyi özetlenir diye hayret ederek okuduğumuz) aktarılmış: Ünlü bir beysbol oyuncusu olan George Chapman, bir kaza sonucu sakat kalınca sporculuk yaşamı sona erer. Ancak, dünyaya küsmez. Politikaya atılır, senatörlüğe adaylığını koyar. Kusursuz bir kahramandır; zarif bir eşi, mutlu bir yaşamı vardır. Bir gün eski bir arkadaşının, dedektif Max Klein&#8217;ın kapısını çalar ve ölümle tehdit eddiğini söyler; kanıt olarak da, aldığı tehdit mekttibunu gösterir.Max Klein&#8217;ın işi kabul etmesinin üzerinden iki gün geçmeden Chapman&#8217;ın öldüğü haberi gelir. Sanık ise ne Max Klein&#8217;a, ne de Chapman&#8217;a yabancıdır. Max lein, araştırmalarını derinleştirdikçe,, bu öldürme olayının sandığı kadar basit olmadığını anlayacaktır.</p>
<p>Evet, Chapman tehdit aldığını Klein&#8217;a anlatınca Klein de tabii ki bunu çözmek  için kolları sıvar. Burada devreye Holmes giriyor adeta. Sitemizi takip edenler kolay kolay yerme yapmadığımızı bilirler, fakat bu kitap için biraz olağanın dışına çıkıyoruz. Çünkü Klein Holmesvari bir şekilde &#8216;adım adım&#8217; çözüme ilerlerken zihninden geçenleri adeta okurdan saklıyor. Yani, &#8216;ey okur ben düşündüm, çözdüm sen hiç zahmet etme, ne yapacaksın onları.&#8217; der gibi olaylar bir bakıyorsunuz sonuç kısmına getirilmiş ve bağlanmış. Açıkçası Holmesvari yani tümdengelim denilen yöntemle hafiye romanı yazmak oldukça zordur. Bu zorluk yazarken değil yazdıktan sonra doğar zira okuru ikna edemez iseniz hafiyeniz başarısız olmuş demektir. Bu okuru ikna edemeyen hafiye, polisi veyahut savcıyı nasıl ikna edecektir?</p>
<p>Chapman öldürülünce Klein şüpheliler üzerinde durur. Chapman&#8217;ın zamanında menajeri veya ilişki de bulunduğu kirli işler yapan şahısla Klein görüşür hatta belaya bulaşır. Kitap bu belaları def etmekle geçerken, yazar bizi tavada kızdırıp, sonuç için bekletmektedir adeta. Burada hakkı yenilmemesi gereken durum ise karakterlerin tahlilindeki başarı. Auster aslında hafiye yazarından ziyade olaya değil de tahlile dayanan kitaplar yazacağını işaret ediyor. Bilhassa baş karakterin yaşamı ve yaşadıkları zairf bir üslupla çizilip, okuru hafiye ile özdeştirdiği kesin.</p>
<p>Hülasa, Köşeye Sıkıştırmak gerek edebî gerekse hafiye severler açısından unutulmayacak bir kitap değilse de okunabilecek, edebî zevk alınacak bir kitap. Zaten sanatı sanat için değerlendirmek gerektiğinden bu kitabın da tadı alınacaktır mutlaka. Ne diyelim, bir gün Auster&#8217;in yolu ülkemize düşerse (avunmayla geçer ömr-i andelib) belki kitap hakkında daha detaylı bilgi alabiliriz kendisinden.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.jcgrange-turkiye.com%2Fsu-kose-kistirma-kosesi.html&amp;title=%C5%9EU%20K%C3%96%C5%9EE%20KISTIRMA%20K%C3%96%C5%9EES%C4%B0" id="wpa2a_16"><img src="http://www.jcgrange-turkiye.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.jcgrange-turkiye.com/su-kose-kistirma-kosesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KOLONİ FİLM OLUR MU?</title>
		<link>http://www.jcgrange-turkiye.com/koloni-film-olur-mu.html</link>
		<comments>http://www.jcgrange-turkiye.com/koloni-film-olur-mu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Feb 2012 09:25:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Beynunet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müsvedde]]></category>
		<category><![CDATA[koloni film]]></category>
		<category><![CDATA[miserere film]]></category>
		<category><![CDATA[miserere movie]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.jcgrange-turkiye.com/?p=606</guid>
		<description><![CDATA[Ünlü Fransız gazetesi Le Parisien iddiasına göre Grange&#8217;nin kitabı Koloni üzerine çalışmalar önümüzdeki mart ayı içerisinde başlayacak. &#160; İşte detaylar. &#160; Le Parisien ve TF1&#8242;in aktardığına göre Koloni ile anlaşma masada ve çok yakında yapımına başlanılacak. Tabii bu sefer Jean Reno kadroda gözükmüyor. Kulağımıza geldiğine göre görüşme yapılan kişiler arasında yabancı olmadığımız isimler mevcut. Gérard [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="border-width: 5px; border-color: black; border-style: solid; margin: 5px;" src="http://www.jcgrange-turkiye.com/wp-admin/images/kapaklar/koloni.jpeg" alt="" width="90" height="144" /></p>
<p>Ünlü Fransız gazetesi Le Parisien iddiasına göre Grange&#8217;nin kitabı Koloni üzerine çalışmalar önümüzdeki mart ayı içerisinde başlayacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İşte detaylar.</p>
<p><span id="more-606"></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Le Parisien ve TF1&#8242;in aktardığına göre Koloni ile anlaşma masada ve çok yakında yapımına başlanılacak. Tabii bu sefer Jean Reno kadroda gözükmüyor. <img src='http://www.jcgrange-turkiye.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Kulağımıza geldiğine göre görüşme yapılan kişiler arasında yabancı olmadığımız isimler mevcut. Gérard Depardieu, Joey Starr, Thierry Lhermitte ve Héléna Noguerra bunlardan bazıları. Aslında bu noktada aklımıza gelen şu; Grange diyor ki; &#8221;Sinemayı seviyorum.&#8221; bu açıkça gelen teklifleri kabul ederim demek. Peki ama Siyah Kan ve Şeytan Yemini gibi çok sevilen kitaplar dururken neden Koloni üzerinde karar kılındı, burası muğlak.</p>
<p><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.jcgrange-turkiye.com%2Fkoloni-film-olur-mu.html&amp;title=KOLON%C4%B0%20F%C4%B0LM%20OLUR%20MU%3F" id="wpa2a_18"><img src="http://www.jcgrange-turkiye.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.jcgrange-turkiye.com/koloni-film-olur-mu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>RASTLARSA BİRİNE BİRİ ÇAVDAR TARLASINDA</title>
		<link>http://www.jcgrange-turkiye.com/rastlarsa-birine-biri-cavdar-tarlasinda.html</link>
		<comments>http://www.jcgrange-turkiye.com/rastlarsa-birine-biri-cavdar-tarlasinda.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2012 11:35:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Beynunet</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müsvedde]]></category>
		<category><![CDATA[çavdar tarlasında çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[salinger]]></category>
		<category><![CDATA[salinger hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[The Catcher in the Rye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.jcgrange-turkiye.com/?p=603</guid>
		<description><![CDATA[Bugün (27 Ocak) Salinger&#8217;in vefat yıldönümü. Yaşamını fiziksel olarak yitireli tam iki sene oldu. Salinger şüphesiz okuyucularda ayrı bir tat bırakmış, her ne kadar kınansa, küçümsense de edebiyatın apayrı tatlarından olmuş birisi. Şu ne kadar doğru: &#8216; &#8216;Oku. Çavdar Tarlasında Çocuklar&#8217;ı keşfet, ister ilk kez olsun, ister yirminci kez. Dokuz Öykü&#8217;yü, Franny ve Zooey&#8217;i, Yüksekltin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="border-width: 5px; border-color: black; border-style: solid; margin: 5px;" src="http://deadcaulfields.com/images/6cc.jpg" alt="" width="100" height="100" /></p>
<p>Bugün (27 Ocak) Salinger&#8217;in vefat yıldönümü. Yaşamını fiziksel olarak yitireli tam iki sene oldu. Salinger şüphesiz okuyucularda ayrı bir tat bırakmış, her ne kadar kınansa, küçümsense de edebiyatın apayrı tatlarından olmuş birisi. Şu ne kadar doğru: &#8216; &#8216;Oku. Çavdar Tarlasında Çocuklar&#8217;ı keşfet, ister ilk kez olsun, ister yirminci kez. Dokuz Öykü&#8217;yü, Franny ve Zooey&#8217;i, Yüksekltin Tavan Kirişini ve Seymour&#8217;ı oku. Salinger&#8217;in eserlini onlara derinden gömülü olan yazarın anısı için yeniden deneyimle. İnsan Salinger gitmiş olabilir -bu neden dünya daha bir boş yer- ama o, yarattığı sayfaları içerisinde her zaman yaşamaya devam edecek ve sanatı aracılığıyla bugün de yarın da, New York bulvarlarında yürüdüğü ve New Hampshire ormanlarında hezindiği kadar canlı kalacak.&#8221;</p>
<p>Salinger&#8217;e saygıyla.</p>
<p><span id="more-603"></span>Bu alıntımız Salinger hakkında hayli kapsamlı bir internet sitesi ve biyografi hazırlamış olan Kenneth Slawenski&#8217;ye ait. Ülkemizde geçtiğimiz yıl Sel Yayıncılık&#8217;tan Üzüntü, Muz Kabuğu ve Salinger adıyla yayımlandı bu kitap. Sahi bu yazar ne diye bunca kişiyi etkiledi? Çoğu vakit yaşadığı dahi bilinmeyecek derecede bir inziva hayatı sürüyordu. Ölüdğünü iki sene önce tam bugün gazetelerden öğrenince nasıl bir şaşkınlık oluştu acaba? Gerçi popüler kültürsüzlüğün her yanı örümcek ağı gibi sardığı ve ucuz yapıtların sanat diye kabul edildiği bir çağda nasıl Salinger&#8217;in ölümü okuyuculara etki edecekti. Gerçi yazar Amerikalı olmasından dolayı ABD&#8217;de kayıtsız kalınmadı, anma programları düzenlendi, düzenleniyor fakat ya vatanından dışındaki ülkelerde durum nedir? Evvela anma programnından ve edilecek -hadi Holden&#8217;in tabirini kullanalım- &#8216;hödükçe&#8217; laflardan ziyade Salinger&#8217;i ne kadar okuyor ve tanıyoruz?</p>
<p>Çavdar Tarlasında Çocuklar, sanırız 28. baskını yaptı veya yapacak. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de azımsanmayacak derecede okunuyor yani anlaşılan Salinger. Fakat sadece okumak yeterli mi? Onca şey okuyup geçiyor insan, önemli olan etki, etkinin yansıması değil midir? Yoksa sakızın içinden çıkan falı okumakla Salinger okumak aynı kefeye koyulur mu?</p>
<div class="wp-caption alignright" style="width: 154px"><img class=" " src="http://www.insankitap.com/images/urunler/resim171992-1.JPG" alt="" width="144" height="215" /><p class="wp-caption-text">Salinger hakkında detaylı biyografinin yazarı Slawenski</p></div>
<p>Bize Salinger&#8217;i tanıtan ve sevdiren şüphesiz Çavdar Tarlasında Çocuklar&#8217;ın kahramnı Holden Caulfield olmuştur. On altı yaşında, kafasına kırmızı şapka geçirip tüm safiyaneliğiyle New York&#8217;ta dolaşan bu çocuk nasıl bir etki yapar okuyucu üstünde? Holden&#8217;in gezisinden ziyade düşleriyle seviyoruz şüphesiz. Yoksa iki bara, iki otele, bir istasyona gitmekle geziyor bile denilemez aslında. Ama düşleri yok mudur, işte gerçek edebiyatın tam olarak bu olması gerektiğini gösteriyor bize Holden.</p>
<p>Bu çocuk girdiği okullarda başarılı olamamış, son girdiği yatılı okuldan da atılınca evine dönmek üzeridir. Fakat Noel tatiline daha vardır ve çarşambadan önce evine dönemez, aksi halde annesi ve babasını karşısına alacak, onları üzecektir. Holden annesini sever, tıpkı Salinger gibi. Salinger doğduğunda ona Sonny ismini &#8216;lakap&#8217; olarak takmışlardı. Yatılı okullarda geçen yaşamı, bize Holden&#8217;i hatırlatır. Zaten Çavdar&#8217;ı &#8216;otobiyografik&#8217; olarak niteleyenler Salinger ile Holden arasındaki benzerlikleri görüp, böyle bir kanıya varırlar.</p>
<p>Her neyse, Holden yola düşünce &#8216;kafasını dinlemek ve çarşambaya kadar kalmak için&#8217; bir otele yerleşir. Burada başından şimdi kısaca söyleyip, bozmak istemediğimiz olaylar, düşünceler geçer. Biz burada kitabın özetini geçmeyeceğiz, Salinger&#8217;i anıyoruz, o cenahta duralım. Holden söylediğimiz basit gözüken olay örgüsüne rağmen, okuyucuda en büyük tesirini, otuz yaşlarında yazan bir yazarın on altı yaşlarına geri dönmesiyle tam özdeş kurduğu için sevilir. Bir nevi o anlaşılmadan geçip, giden çocukluğun kısacık ağıtıdır Holden&#8217;in gözünden gördüklerimiz. Her kış parktaki ördekler nereye gitmektedir? Aslında bu soruyu kitap boyunca soran Holden, ördekleri bir nevi yaşama benzetir. Yaşam tıpkı parktaki ördekler gibi ne yapıyordur? Yani parkta duran ördekler, kışın nereye giderler, ölüm insanları bu parktan alıp, götürür&#8230; sorular ve cevaplar.</p>
<p>Robert Burns&#8217;ün (nedense ülkemizde şiirleri çevrilip, yayımlanmaya gerek görülmemiş) bir şiirinden yola çıkarak Holden şöyle der; &#8216;Ben ne olmak isterdim? Çavdar tarlasında koşan çocukları yakalayan birisi olmak isterdim.&#8221; Bu her fırsatta insanın maddiliğe itildiği, maddi bir şeye sahip olmadan adam yerine koyulmadığı dünyaya ne kadar şiirsel bir karşı koyuştur. İşte tam bu noktada birden Holden bizim içimizde yer ediverir, gözümüzün önüne Van Gogh&#8217;un o kargaların uçuştuğu tarlayı getirir, bizleri insan olduğumuzu hissettirir.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" style="margin-top: 4px; margin-bottom: 4px; border-width: 4px; border-color: black; border-style: solid;" src="http://th09.deviantart.net/fs71/PRE/f/2010/236/2/6/the_catcher_in_the_rye__by_KatherineZe.jpg" alt="" width="460" height="307" /></p>
<p>Bunlarla sınırlı değildir Salinger, onun Dokuz Öyküsü, Seymour&#8217;u, Zooey&#8217;i roman tadında öykülerden oluşup, aslında hep öykücü kalmak istediğini gösterir Salinger&#8217;in de. Holden&#8217;in izdüşümü her yapıtında öyle veya şöyle bir kimlikle karşımıza muhakkak çıkar. Salinger Holden&#8217;i Çavdar&#8217;dan önce yaratmıştır zaten. II. Dünya Savaşı&#8217;nda cephedeyken (D-Day&#8217;a katılmıştır) dahi Holden üzerinde çalışmış, dergilere öykülerini göndermiştir.</p>
<p>Biraz özel yaşamında da durmak gerekli. Salinger otuzlu yaşına geldiğinde ünlenmiş bulunuyordu. Öyküleri dergilerde yayımlanmış, Çavdar ile zirveye ulaşmıştı. Holden&#8217;in &#8216;gözden uzak bir yaşam sürme&#8217; isteği Salinger&#8217;e hakim olmuş ve Salinger bir nevi inziva hayatı için toplumdan soyutlanmıştır. Aslında hayatı anlamak için cemiyetten uzak durmak gerektiğini çok iyi bilmektedir Salinger. Bu yaşadıklarından sonra &#8216;dinlence&#8217; olarak da görülebilir. Mesela savaş sırasında şüphesiz çok kötü görüntüler görmüştür. Aynı şekilde &#8216;delice aşık olduğunu&#8217; söylediğini kadının Charlie Chaplin (Şarlo) ile evlenip, sekiz çocuğunun da olması Salinger&#8217;i elbette etkilemiştir. İşte bu sebepler, bu büyük yazarı hayatın çılgınlığından uzaklaştırıp, mütevazi yaşamına yöneltti. Bu gibi ayrıntılar adını ettiğimiz biyografiden okunabilir.</p>
<p>John Lennon&#8217;un katilinin cebinden Çavdar Tarlasında Çocuklar&#8217;ın çıkması, Salinger&#8217;in kitaplaşmamış öykülerinin yayınını bekleyen meraklıları, Polonya&#8217;da çavdarlar arasında dikilen heykeli&#8230; Salinger fark etmesek de pek çok şeye karıştı. Ruhumuzda ve beynimizde boş duylara ampul takması onun her zaman saygı ve sevgiyle anılmasını gerektirir. Salinger&#8217;i her şeyden çok okumalıyız, sanatın, edebiyatın tadına varmaktan ziyade benliğimizde oluşturacak &#8216;ben insanım&#8217; hissi için okumalıyız. Neyse, daha fazla uzatmayalım. Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra.</p>
<p><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.jcgrange-turkiye.com%2Frastlarsa-birine-biri-cavdar-tarlasinda.html&amp;title=RASTLARSA%20B%C4%B0R%C4%B0NE%20B%C4%B0R%C4%B0%20%C3%87AVDAR%20TARLASINDA" id="wpa2a_20"><img src="http://www.jcgrange-turkiye.com/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_171_16.png" width="171" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.jcgrange-turkiye.com/rastlarsa-birine-biri-cavdar-tarlasinda.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

