|
 |
« : 24 Ekim 2009, 19:20:33 » |
|
Şu canım topraklarda doğru dürüst siyasi bir film çekilmiyor, yakın tarihin çalkantılarını anlatacak, tartışacak romanlar yazılmıyor. Oysa yakın tarihimizin gerçeklere yazarlara, yönetmenlere hayalini kuramayacakları gerçekleri sunuyor. Ama o kadar çok trajedi, o kadar çok uygulamaya konulmuş siyasi cinayet var ki, belki bu topraklarda yetişen yaratıcı insanlara yeni sayılabilecek bir şey bırakmıyor. "Kurtlar İmparatorluğu", Jean-Christophe Grange'nin Doğan Kitap'tan yayınlanan son kitabı. Olaylar her ne kadar Fransa'da hatta Paris'te geçse de hedef tahtasında Türkiye'ye ve Türk politikasına (olumlu veya olumsuz) damgasını vurmuş ülkücü hareket var. Jean-Christophe Grange pek hafife alınacak bir yazar değil. Yazdığı kitaplar başta Avrupa olmak üzere, dünyada farklı dillere çevriliyor. Hatta "Kızıl Nehirler" adındaki kitabı sinemacıların da ilgisini çekti, filmi yapıldı. "Kurtlar İmparatorluğu" kitabı da, muhtemelen yine çok satanlar listesine girecek ve yine muhtemelen filmi de çekilecek. İşte bu noktada ülkücü ideolojiyi benimsemiş Türkiye vatandaşlarına üzücü ve düşündürücü bir haber vermemiz gerekiyor. Bir dönem Türkiye'nin imajına musallat olan "Midnigth Express/Geceyarısı Ekspresi" tarzı bir durum bu sefer, bu kitap ile ülkücü camiaya hem de dünya çapında musallat olacak... Aslında J.C. Grange, son kitabında, tamamen kurgusal bir hikâye anlatıyor. Ama bunu yaparken bir gazeteci titizliğinde gerçeklere dayandırıyor. Kitabı eleştirmek, iyidir, kötüdür yorumlarını yapmak haddimize düşmez ama kitabın iki ayrı kolda ilerlediğini söyleyebiliriz. Bir yanda beyne yönelik bilimsel araştırmalar, diğer yanda Bozkurtlar. Elbette beyne yönelik araştırmalar, biz sıradan Türkiye vatandaşlarına göre, pek çok bilimsel gelişme gibi çok çok yardımcı. Oysa Bozkurtlar? Onlar fazlası ile gerçek, can sıkıcı derecede bizden. Bu toprakların yakın tarihine ve bugününe ait. O kadar ki, bir yabancıya "imkansız", "bu kadar da olmaz", "yok canım!" dedirtecek kimi kurgusal olaylar, biz T.C. vatandaşları için sıkıcı olabilecek kadar sıradan. Ülkücü komando kampları, mafyası, uyuşturucu kaçakçılığı, bozkurt efsaneleri, sonra o şiddet, o kan, o patlayan silahlar bizim artık okumaya tenezzül etmediğimiz sıradan gazete haberlerinden yalnızca. J.C. Grange, sanırım bir yıl önce Türkiye'ye gelmiş ve önde gelen araştırmacı gazetecilerle röportajlar yapmıştı. Şimdiyse o röportajları kelimesine dokunmadan ama bir roman kurgusunda okuyucuların önüne koyuyor. Büyük bir cesaretle. Kuşkusuz bu kitap ülkücü kesimi çokça rahatsız edecek, kimi -kurgusal da olsa- olayları bir kez daha gündeme getiriyor. Türkeş'in cenaze töreninden yola çıkarak çözülen bir cinayeti elbette birileri ciddiye alacak ya da alınacak. Benim gelmek istediğim nokta da işte tam burası. Bırakınız ciddiye alsınlar, bırakınız alınsınlar, ama en önemlisi tartışsınlar. Biz bildik nedenlerden yakın tarihimizi konuşmayan, tartışmayan bir toplumuz. Romancılarımızın gündemi (sadece bir ikisi hariç) siyasi olaylara, Türkiye'nin yaşadığı gerçek trajedilere girmiyor. Yönetmenler hâlâ yakın tarihi tartışmalı bir şekilde beyazperdeye taşımaya cesaret edemiyor, en kabadayı rockçıların gündeminde Türkiye'nin acıları yok. Sanat Türkiye gerçeklerinden fazlası ile kopmuş durumda. Romanı ile, sineması ile, şarkıcısı ile... Oysa, en son Fazıl Say'ın yaptığı gibi, Sivas katliamı notalarda kendine bir yer bulabiliyor. Peki ya Gazi Olayları, ya Manisa Davası, ya Susurluk. İçinden onlarca film çıkabilecek
Susurluk skandalı... Hollywood'un ticari simsarları bile kendi yakın tarihini tartışmaya açarak, eleştirerek onca film çekerken neden bizde, her şeyi bir kenara bırakın, Güneydoğu olayları ile ilgili gerçek trajedileri yorumlayacak tek bir film çekilmiyor. Yıllarca süren bir savaş nasıl oluyor da beyazperdede, edebiyatta, şarkı sözlerinde hak ettiği yeri açamıyor? Onca çöp torbasına giden kurmaca hikâyeye sarılmak varken, Türkiye gerçekleri neden hep sahnenin dışında, perdenin arkasında? Sorulacak çok soru var. Her yazar, her yönetmen, tüm sanatçılar şimdi töhmet altında. 1970-80 arası çekilen onca acı, bu kadar çabuk unutuldu mu peki? Biz unutup, unutmaya çalışıp, üstünü bir an önce kapatmaya örtmeye çabalasak da "elin" Fransız romancısının dikkatini çekiyor bakın. Bizim görmezden geldiğimiz, korktuğumuz sindiğimiz "o günler"den yola çıkıp, daha yeni şu geçtiğimiz yıllarda yaşananlara, kendi çapında ayna tutuyor. Ne yapacağız şimdi peki? "Vay bunlar böyle yaşanmadı, bunlar doğru değil" deyip öfkelenip, dayılanacak mıyız, yoksa tartışacak mıyız? Belki bir Fransız yazarın imzasına rağmen hep beraber bazı "bize" ait şeyleri tartışabiliriz, ne dersiniz? Mesela Anadolu'nun çeşitli yerlerinde ülkücü kamplar kurulmuş muydu, ya da mafya - ülkücü dayanışması var mıydı, var mı? Türkiye uyuşturucu kaçakçılığında nasıl bir rol üstlendi? Neden bu rolü üstlendi? Sorulacak daha çok soru var. Ve daha yazılacak çok çok çok fazla konu var. Sivas katliamında görevlilerin neden olaylara zamanında müdahale etmediğinden, 80 öncesi Çorum olaylarında bir Amerikan diplomatının neden Anadolu'yu gezdiğine kadar tarihin derinliklerine gizlenmiş, üstü kapatılmış gerçek hikâyeler belki bir gün ortaya çıkar. Mesela Eşref Bitlis olayı kapatıldı bitti mi şimdi? Bir filmi çekilemez mi? Yeşil namlı Susurluk kahramanlarının filmi de mi çekilmeyecek? Nerede onca Vietnam savaşının yanında izleyebileceğimiz Güneydoğu hikâyeleri? Ya da Turgut Özal suikastini, Uğur Mumcu cinayetini tartışacak cesur bir yazar, yönetmen yok mu? Neden ortaya çıkmıyorlar? Niye korkuyorlar? Neyse, sonuç olarak J.C. Grange çok uzaklardan bizim yapmamız gereken işi yapıyor, "Kurtlar İmparatorluğu"nda bize bir taş atıyor, ayna tutuyor. Okkalı olabilir ama korkmadan, cesaretle bizim de aynı olgunlukta bu durumları medeni bir şekilde tartışmamız gerek. Ürkmeden, üstünü kapatmadan. Belki bir başlangıç da olur ne dersiniz? Zor mu sahi bir yerden başlamak bu kadar? Biz isterseniz, "Kurtlar İmparatorluğu"nu tartışmadan önce şu soruyu soralım; burası "korku imparatorluğu" mu? Kurtlar İmparatorluğu Jean-Christophe Grange, Çev: Şevket Deniz, Doğan Kitapçılık, 405 sf., 2003.
CÜNEYT ÖZDEMİR -Arşiv
|