Ünlü Fransız gazetesi L’Express kültür sayfasında JC-Grange ile kısa bir yazı yayımladı. Bu yazıyı sizlere hararatle tavsiye ediyoruz. Tavsiye etmemizin nedeni ise bu zamana kadar söylenmeyen kısımlar üzerinde durulduğu. Görünüm olarak kısa fakat muhteva bakımından oldukça değerli olan bu yazıyı okurken keyif alacaksınız. Ayrıca satıraralarına gizlenmiş yazarın nasıl yaşadığı, hangi araçları kullandığı, ofisinin nasıl olduğu gibi yeni bilgileri de öğrenirken şaşıracaksınız.
Çok satan bir yazar olmak herkese nasip olmayacak bir olgudur. Ve başarılar ile sağduyuya sahip çıkılması gerekir.
Dokuzuncu kitabı Le Passager ile bu sağduyuyu Grange sürdürüyor.
Üstünde bej rengi ceket, elinde kaska Grange’ye Dome’da rastlıyoruz. Zihninde Le Passager’nin 200.000 baskısı vardır. Plazada kafeterya da var. Albin Michel yazarlarına ait gerçek bir kafeterya.
Grange’yi burada tanımayan yok, fakat sokakta scooterı ile tanımak oldukça güç. Halbuki Jean Reno’nun başrolunde olduğu Kurtlar İmparatorluğu bir milyon kopya ile yayınlandı.
Üstelik Berlin ve İstanbul gibi şehirlerde Grange’nin kitaplarını hemen bulabilirsiniz.
Grange’nin ofisinde meslektaşlarının aksine masa ve TV’den başka bir şey yok. Ne kadar mütevazı olsa da başarı için Grange inkar edilemez. Yaklaşık 500.000 kopyaya ulaşıyor her kitabı. Ve tabii 20 ülkeden fazla da dile çevriliyor. Ayrıca K. İmp. filmi de 1 milyon kopya sahip…

Yeni Kitabı
Para nedir? Yazar için tabu değil, işini gören kağıt parçası. ”Doğru, Albin bana vergilerimi ödemek için her ay 30.000 avro ödemesi gerekiyor.” Fiyat oldukça fazla.
Grange’nin arkadaşı Mark Thiebault çocukluktan beri tanışıyorlar. ”Şimdi ayrı şehirlerde olsak da iletişimi hiç koparmadık. Başarısı çok eskilere dayanıyor ama hep aynı tarz giysiler, aynı araba, hiçbirisi değişmedi. Parasını sanırım tatil yahut restoran için harcar…” diyor.
Grange’nin kitaplarında çocukluğa ayrı vurgu yapılır. Korkuların kaynağı psikoloji de yatar ve bu yol da çocukluğa çıkar. Yazar şöyle diyor: ”Şizofrenik olan babamla konuşmamam için mahkeme yasağı vardı, fakat -ne de olsa bir kadın bir çocuk- ister istemez annemle babamdan korkuyorduk. Ve bu bana çok büyük tesir etti. Psikoloji ile tanışmamın temelidir bu olaylar…”
Sorbenne üniversitesindeyken edebiyat eğitimi alan Grange’yi etkiliyen yazarlar arasında Flaubert ile Maupassant geliyor. Daha sonra serbest muhabir olarak Paris Match ve Le Mag gibi dergilerde gazeteciliğe başlar.
On sene gibi uzun bir süre gazetecilik onun dünya görüşünde köklü değişikliklere sebep olacaktır. Meslekten arkadaşı Pierre Perrin şöyle diyor: ”Onunla tanıştığımda Grange gerçek bir kitap kurdu idi. İşine oldukça bağlı ve dağ, deniz ayrımı yapmadan çalışırdı. Uçakla uzun yolcuklara hep katlanırdı.”
1994′e geldiğimizde Albin Michel yazarın Afrika’daki muhabirlik yıllarına dayandırarak yazdığı Leyleklerin Uçuşu’nu yayımladı ve güzel bir başarı elde edildi. Yayınevi başarılı bir pazarlama yapınca Kızıl Nehirler artık yazarın şanına şan katacaktır.
Grange nasıl yaşıyor? Her sabah sabahın dördünde kalkıyor. Yazmadan güne başlayamıyor. Tek kitap da değil, Videcq ve Switch gibi senaryo çalışmaları da var. ”Senaryo bir kroki, film tek benim değil ekibin ürünüdür.” diyor her zamanki mütevazılığıyla.
Le Passager’yi okuyun, ve hatta biz diyoruz ki altı bölümlük bir TV dizisi yapılmalı bu kitaptan. Destansı bir polisiye dizi ortaya çıkabilir.
Marianne Payot-L’Expresse Culture.




Eylül 9th, 2011
Beynunet
Kategori
Etiketler: 























